Bu seferki yol,
Aynı yol değil.
Bu kez sana değil,
Sende sandığım her şeye el sallıyorum.
Olmayan sana “git” diyorum.
Çünkü insan,
Bir hayali ne kadar yaşarsa yaşasın,
Gerçek olmayan bir şeyi sonsuza kadar taşıyamıyor.
Her şeyi tek başıma yaşamışım.
Özlemi ben çekmişim.
Yükü ben taşımışım.
Savaşı ben vermişim.
Yaraları ben sarmışım.
Sen ise sadece uzaktan izlediğim bir siluetmişsin.
Artık olsan da bir,
Olmasan da…
Çünkü yokluğunu,
Varlığın sandığım günlerde de yaşamışım ben.
Git…
Sana ilk kez değil,
Kendime son kez dönüyorum.
Git…
Çünkü seni beklerken kaybettiğim yılları,
Artık kendimde buluyorum.
Bir insanın canını en çok gidenler yakmaz.
Kalacağına inanıp gitmeye hazırlananlar yakar.
Ama bil ki;
Bende yaktığın ateş,
Beni küle çevirmedi.
Demire çevirdi.
Kırıldım…
Ama dağılmadım.
Yıkıldım…
Ama diz çökmedim.
Ağladım…
Ama vazgeçmedim.
Çünkü acı,
Zayıfların sonu,
Güçlülerin başlangıcıdır.
Ve ben artık başlangıcım.
Ne senden kalan bir söze,
Ne yarım kalan bir hikâyeye,
Ne de geri dönme ihtimaline ihtiyacım var.
Çünkü insan,
Bir gün anlıyor;
Peşinden koştuğu şeyin değil,
Kendisinden vazgeçtiği şeyin kaybını yaşıyormuş.
Ben seni kaybetmedim.
Çünkü hiç sahip olmadım.
Ama kendimi kaybetmiştim.
Şimdi kendimi buldum.
İşte bu yüzden;
Git…
Sessizce git.
Arkana bakmadan git.
Çünkü arkanda bıraktığın kişi,
Sana muhtaç olan kişi değil artık.
Ben artık eksik değilim.
Ben artık beklemiyorum.
Ben artık dönmeni istemiyorum.
Çünkü sonunda anladım;
Bazı insanlar hayatımıza kalmak için değil,
Kendimizi hatırlatmak için gelir.
Ve sen,
Bana kendimi hatırlatan en büyük yokluğun oldun.
Şimdi yol senin olsun.
Hakikat benim.















