Kendine varma yolunda, kendini keşfetme yolunda neredesin?
Ya da böyle bir yol olduğunun henüz farkına bile varmadın mı?
Belki yaşamında böyle bir yolun varlığından habersiz yaşar gidersin. Günleri birbirinin içine koyar, öğrenmeyi yaşlanmakla, yaşamayı nefes almakla karıştırırsın. Oysa insanın ömrü, yalnızca yaşadığı yıllardan ibaret değildir. İnsan, kendisine ne kadar yaklaştıysa o kadar yaşamıştır.
Eğer “şanslı” olarak tabir ettiklerimiz arasındaysan, o yolun çoktan yolcusu olmuşsundur.
Kendini bulma…
İnsanın var olma nedenini arama…
Bu dünyaya gelişinin ardındaki anlamı sezme…
Peki sen bu yolculuğun neresindesin?
Neler hissediyorsun?
Daha da önemlisi;
Keşfin devam ediyor mu?
Merakın hâlâ canlı mı?
Çünkü insanın kendisine yaklaşması, cevapları çoğaltmasıyla değil, sorularının derinleşmesiyle başlar.
İşte ilim tam burada doğar.
Bilginin bittiği yerde değil; insanın, bildiklerinin aslında ne kadar az olduğunu fark ettiği yerde…
Bir şey öğrenirsin.
Sonra öğrendiğinin ardında başka bir kapı görürsün.
Kapıyı açarsın.
Başka bir hakikat çıkar karşına.
Bir hakikati kavrarsın, onun altında başka bir hakikatin sessizce beklediğini fark edersin.
Ve bir süre sonra anlarsın:
İlim, insanın kendisini bilgili hissetmesi değil; her öğrendiğinde kendi cehaletinin sınırlarını biraz daha görebilmesidir.
İşte o zaman arayış başlar.
Kendini ararsın.
Fakat aradığın, aynada gördüğün yüz değildir.
Sana verilen isim değildir.
Mesleğin değildir.
Sahip oldukların değildir.
İnsanların senin hakkında düşündükleri hiç değildir.
Onların sana biçtiği kimliklerden sıyrıldığında geriye ne kaldığını merak edersin.
Ve belki de ilk kez orada karşılaşırsın kendinle.
Sessizlikte…
Kimsenin seni görmediği yerde…
Kimseye bir şey ispat etmek zorunda olmadığın anda…
Övgünün olmadığı, alkışın olmadığı, makamın, unvanın, sahip olduklarının seni tanımlamadığı o yerde…
“Ben kimim?”
sorusuyla baş başa kalırsın.
İşte o soru kolay değildir.
Çünkü insan çoğu zaman kendisini değil, kendisine anlatılan kişiyi yaşamıştır.
Ne olması gerektiğini öğrenmiştir.
Nasıl görünmesi gerektiğini öğrenmiştir.
Ne söylemesi, ne düşünmesi, ne istemesi gerektiğini öğrenmiştir.
Fakat bir gün bütün bunların arasında çok derinden gelen bir ses duyulur:
“Peki sen neredesin?”
İşte o soru insanın bütün düzenini bozar.
Ama bazen bozulmak gerekir.
Çünkü insan, kendisine ait olmayan bir hayatın düzenini koruyarak kendisine ulaşamaz.
Kendini bulmak biraz da kendinden sandıklarını bırakmaktır.
Üzerine giydirilmiş düşünceleri çıkarmaktır.
Korkularını tanımaktır.
Eksiklerini inkâr etmemektir.
Bilmediğini söyleyebilmektir.
Yanıldığında geri dönebilmektir.
Ve en önemlisi, öğrendiğin her şeyin seni başkalarından üstün değil, hakikate karşı daha mütevazı kılmasıdır.
Çünkü hakikate yaklaşan insanın sesi yükselmez.
Derinleşir.
Gösterme ihtiyacı azalır.
Anlatma telaşı diner.
İnsan, bildiklerini sergilemekten çok anlamaya yönelir.
İşte ilim, insanın içinde böyle bir sessizlik oluşturur.
Artık her şeye cevap vermek istemezsin.
Her tartışmaya girmek istemezsin.
Her şeyi kanıtlamak istemezsin.
Çünkü anlarsın ki hakikat, insanın sesinin yüksekliğiyle değişmez.
Ve sonra kendini bulma yolculuğunda başka bir eşiğe gelirsin:
Kendini bulduğunu sandığın yerde bile aramaya devam etmek.
Çünkü “Buldum.” dediğin anda kapıyı kapatırsın.
Oysa hakikat kapatılmış kapıların ardında değil, sürekli açılan kapıların içindedir.
Bugün bildiğin, yarın eksik kalabilir.
Bugün inandığın bir düşünce, yarın daha derin bir anlayışa dönüşebilir.
Bugün kendin sandığın kişi, yarın kendine yabancılaşabilir.
Ve bütün bunlar bir kayıp değildir.
Bu, dönüşümdür.
İnsan aynı kalmadığında bozulmaz.
Hakikate yaklaştıkça değişir.
Belki de kendini bulmak diye bir son yoktur.
Belki insan, ömrü boyunca kendisine doğru yürür.
Her adımda biraz daha soyunur.
Bir yükünü bırakır.
Bir yanılgısını fark eder.
Bir korkusunu aşar.
Bir sorusunu derinleştirir.
Ve sonunda şunu anlar:
Aradığı “ben”, hiçbir zaman tamamlanmış bir varlık değildi.
Aradığı; her gün biraz daha uyanan, biraz daha anlayan, biraz daha sorgulayan, biraz daha hakikate yaklaşan o derinlikti.
Şimdi yeniden sor:
Neredesin?
Yolun başında mı?
Yolun ortasında mı?
Yoksa yıllardır yürüdüğünü sanıp aslında hep aynı yerde mi duruyorsun?
Merakın bitmediyse…
Soruların tükenmediyse…
Öğrenme isteğin hâlâ içinden yükseliyorsa…
Kendini hâlâ sorgulayabiliyorsan…
Henüz varmadın.
Ve bu güzel.
Çünkü varmak bazen yolculuğun sonudur.
Aramak ise insanın diri olduğunun işaretidir.
Kendini aramaya devam et.
İlmi aramaya devam et.
Hakikati aramaya devam et.
Çünkü insanın kendisine ulaşması, dünyayı değiştirmesinden önce kendi içindeki karanlığa ışık tutmasıyla başlar.
Ve belki bütün yolculuğun sonunda anlayacağın en derin şey şudur:
Kendini bulmak, kendine ulaşmak değil; kendinden geçerek hakikate yaklaşmaktır.
Yol uzun.
Sorular derin.
Cevaplar eksik.
Fakat arayış devam ediyorsa…
Sen hâlâ yoldasın.















