Zaman, insanları tanımanın en sessiz ama en acımasız öğretmenidir. İlk bakışta herkes aynı gökyüzünün altında yürür, dostluklar samimi, sözler sıcak, bakışlar güven verici görünür. Fakat hayat, insanları yalnızca iyi günlerin ışığında değil, karanlığın içinde de gösterir.
Bir gün düşersin ve etrafındaki ayak seslerini duyarsın. Kimi sana doğru koşar, kimi ise düştüğün yerde kalmanı sessizce izler. İşte o an anlarsın ki, bazı insanlar elini tutmak için değil, düşüşünü seyretmek için yanındadır.
İnsanın gerçek dostları, kalabalık sofralarda değil, ruhunun üşüdüğü gecelerde belli olur. Herkes gülerken yanında olmak kolaydır. Asıl mesele, gözlerinden sessizce bir yağmur inerken yanında kalabilmektir.
Kimi insanlar senin acını kendi acısı gibi taşır, kimi ise senin yarandan gizli bir huzur çıkarır. Çünkü bazı kalpler merhem olmak için yaratılmıştır, bazılarıysa başkasının kanayan yerini görmekten tuhaf bir haz duyar. Zaman, bu iki kalp arasındaki farkı mutlaka ortaya çıkarır.
Huzur da tıpkı su gibi, hangi kaba dökülürse onun şeklini alır. Bazı insanların yanında ruhun genişler, konuşmasan bile içinde bir pencere açılır, nefesin derinleşir, dünya biraz daha katlanılır hâle gelir. Bazılarının yanında ise hiçbir şey söylemeden yorulursun. Eve döndüğünde bedenin orada kalmış, ruhun ise kilometrelerce uzaklaşmış gibidir. İşte insan, yanında kiminle çoğaldığını ve kiminle eksildiğini fark etmeyi öğrendiğinde, ilişkilerin görünmeyen terazisini de okumaya başlar.
Bazen hayatımızdaki insanları kaybetmekten değil, onları hayatımızdan çıkarmaktan korkarız. Çünkü yıllar, alışkanlıkları dostluk zannettirir. Birlikte geçirilen zaman, her zaman birlikte yaşanabilecek bir geleceğin kanıtı değildir.
Bazı insanlar hayatımıza mevsim gibi girer, bir süre çiçek açtırır, sonra yapraklarını döküp gider. Onları sonsuza kadar taşımaya çalışmak, geçmişin kurumuş dallarını bugünün ağacına bağlamaya benzer. Oysa bazı vedalar kayıp değil, ruhun kendine açtığı yeni bir odadır.
Herkesi hayatında tutmak, bazen kendine karşı işlenmiş en sessiz haksızlıktır. İnsanın kalbi sınırsız bir ev değildir. Her gelenin istediği odaya yerleşebileceği bir konak da değildir. Kimi insanlar kapını çaldığında içeri alınmayı değil, kapının neden kapalı olduğunu öğrenmeyi hak eder.
Sınır koymak sevgisizlik değildir, aksine, insanın kendi ruhuna verdiği değerin en sade biçimidir. Herkese ulaşmaya çalışırken kendinden uzaklaşmamak gerekir.
Bir gün fark edersin ki bazı ilişkiler seni büyütmemiş, yalnızca yormuştur. Bazı konuşmalar seni iyileştirmemiş, içindeki sessizliği biraz daha ağırlaştırmıştır. Bazı insanların yanında kendin olmaktan vazgeçmiş, kabul edilmek uğruna ruhunun parçalarını masanın üzerinde bırakmışsındır. İşte o gün, insanın kendine dönme vakti gelir. Çünkü kendini sürekli başkalarının beklentilerine göre küçültmek, kendi varlığına karşı yapılmış görünmez bir haksızlıktır.
Kul hakkı yalnızca başkasının hakkına girmek değildir . İnsanın kendi hakkını da gözetmesi gerekir. Kendi huzurundan, kendi zamanından, kendi sınırlarından, kendi sessizliğinden sürekli vazgeçiyorsan, kendine ait olan bir hayatı başkalarının ellerine bırakıyorsun demektir.
İnsan bazen herkesi kırmamak için kendisini kırar. Oysa ruhun da bir dayanma sınırı vardır. Sürekli başkalarını korurken kendini yaralamak, fedakârlık gibi görünen bir tükeniştir.
Bu yüzden hayatındaki insanlara biraz uzaktan bakmayı öğren. Kim yanında bir gökyüzü bırakıyor, kim ardında kapalı bir oda? Kim düştüğünde elini uzatıyor, kim düşüşünden sonra sessizce gülümsüyor? Kim senin başarını kendi başarısı kadar seviyor, kim ışığının kendi karanlığını görünür kılmasından rahatsız oluyor?
Cevaplar çoğu zaman sözlerde değil, küçük anların içinde saklıdır. Bir insanın gerçek yüzü, büyük cümlelerde değil, senin en savunmasız olduğun anda gösterdiği küçücük davranışta belirir.
Ve zaman geçtikçe anlarsın. Hayat, herkesi yanında taşımak değil, kiminle aynı yolda yürümeye değer olduğunu seçmektir. Bazıları dosttur, omzuna başını koyduğunda dünya biraz daha sessizleşir. Bazılarıysa yüktür, onları taşırken kendi yolunu unutursun. Bu yüzden eksilmekten korkma, bazı insanları geride bırakmaktan utanma.
Her kapanan kapı karanlık değildir, bazen insan, kendisine açılan kapıyı görebilmek için bazı kapıları kapatmak zorundadır. Sınırlarını çiz, ruhunu koru ve en önemlisi, başkalarının hakkını gözetirken kendi kul hakkına da girme. Çünkü hayatın sonunda insanın en uzun yolculuğu, başkalarından kendisine doğru yaptığı yolculuktur.















