İnsan, bazen kendi içinde
Koskoca mevsimler büyütür.
Bir bakıştan bahar çıkarır,
Bir suskunluğa anlam yükler,
Bir gölgeyi “varlık” sanır.
Sonra küçücük bir filiz ararsın…
Bir yeşerme belirtisi.
Bir kırıntı sıcaklık.
Bir “buradayım” sesi.
Çünkü adı umut.
İnsan dediğin, umut etmeden yaşayamaz.
Ama işte tam da bu yüzden
En büyük yıkımı yine umutla yaşar.
Tutunduğun dalları
Bir bir kendi ellerinle kesersin.
Çünkü derin duyguların ağırlığı altında ezilen ruh,
Kendisini taşıyacak başka bir omuz arar.
Aynı yolda yürünecek bir yürek,
Aynı sessizlikte susacak bir insan,
Aynı boşlukta düşecek bir “biz” ister.
Sadece ister…
Sonra sanırsın.
“Vardır” dersin.
Dokunmak istersin.
Konuşmak…
Anlaşılmak…
İnsan görmek istersin insan silüetinde.
Ama çoğu zaman
Karşındaki yalnızca bir gölgedir.
Bir suret.
Bir yanılsama.
Bir silüet…
Ve insan, en çok da
Gerçekte olmayan şeylere sarılırken yorulur.
Sonra ne olur biliyor musun?
Kendinden gidenleri de,
Geriye kalanları da,
Son tutunduğun dalları da
Yavaş yavaş kırarsın.
Kendi ellerinle…
Zamanın suçu yoktur aslında.
Suç; insan silüetlerinde “insan” arayan kalbin yorgunluğundadır.
Velhasıl…
Umudu yeşerten de insandır,
Onu büyüten de.
Kendi elleriyle boğan da…
Ve insan bazen
En çok kendi içinde öldürür umudu.















