Kalbinin en çok yorulduğu yer, aslında yeniden doğacağın yerdir.
İnsan sustuğunda konuşmaya başlayan tek şey kalbidir. Kırgınlıkların ortasında bile sönmeyen o küçücük ışığı taşıyan odur. Kalabalıkların susturamadığı, zamanın unutturamadığı, insanın kendinden bile saklayamadığı tek gerçektir.
Gürültü bittiğinde sesini duyarsın. Sessizlik çöktüğünde yüzün değil, ruhun görünür. Çünkü insan, en çok kendinden kaçarken yorulur.
Kalp usulca değil, bazen acıyla seslenir insana.
“Dön…”
“Kendine dön.”
Çünkü insan dünyayı kaybettiğinde değil, kendini kaybettiğinde tükenir.
Yaralarını saklamak seni güçlü yapmaz. Güç, acının üzerine bir gülümseme çizmek değildir. Güç; acının gözlerinin içine bakıp yine de yürümeyi seçebilmektir.
İyileşmek zamanın işi değildir.
İyileşmek, artık canını acıtan şeyi içinde taşımamaya karar verdiğin gündür.
Gerçek yaşam, korkuların bittiği yerde başlamaz. Gerçek yaşam, korkuların ellerini bırakmadan attığın ilk cesur adımda başlar.
Ruhundan uzaklaştığında hiçbir insan içindeki boşluğu dolduramaz. Hiçbir alkış vicdanının sessizliğini susturamaz. Hiçbir kalabalık, kendinden kaçışını gizleyemez.
Belki de hayatın bütün anlamı budur…
Kalabalıkların içinde kaybolmadan, kendi ruhuna ulaşabilmek.
İnsan herkesi kandırabilir.
“İyiyim.” diyebilir.
“Güçlüyüm.” diyebilir.
Hiçbir şey olmamış gibi yaşayabilir.
Ama kalbin sustuğu yerde hiçbir yalan yaşayamaz.
Çünkü kalp, insanın kendisine söylediği bütün yalanları ezbere bilir.
Bir gün durursun…
Aynaya bakarsın…
Ve ilk kez yüzünü değil, gözlerinin içindeki yorgunluğu görürsün.
Seni tüketen yaşadığın acılar değildir.
Seni tüketen, her defasında kendinden biraz daha vazgeçmendir.
Başkalarının sevgisini hak etmek için kendini eksiltmendir.
Herkese yetişmeye çalışırken ruhunu geride bırakmandır.
Oysa insan, kendini bulduğu gün yeniden nefes alır.
Ve o nefes, bütün kırılmış umutlardan daha güçlüdür.
Çünkü hiçbir fırtına, kökleri toprağa tutunan bir ağacı sonsuza kadar yıkamaz.
Hiçbir gece, sabahı durduramaz.
Hiçbir giden, kendini bulan bir insanı eksiltemez.
Bazı insanlar seni yaralar.
Bazıları güvenini alır.
Bazıları en güzel duygularını tüketir.
Ama hiçbiri, sen izin vermediğin sürece içindeki ışığı söndüremez.
Çünkü umut, dışarıdan gelecek bir mucize değildir.
Umut, insanın küllerini avuçlayıp yeniden ayağa kalkma iradesidir.
Hayat seni kaç kez düşürdüğüyle hatırlanmayacak.
Kaç kez yeniden ayağa kalktığınla hatırlanacak.
Çünkü insanın en büyük zaferi hiç kırılmamak değildir.
İnsanın en büyük zaferi; kırıldığı yerden nefret üretmeden, acısına teslim olmadan, kalbini karartmadan yeniden yürüyebilmesidir.
İşte o gün anlarsın…
İnsan, başkalarını kaybettiği için değil; kendini bulduğu için yeniden doğar.















