Gidiyorum…
Veda vakti.
Artık sana koşuş zamanı.
Bırakıyorum her şeyi sana.
Gidiyorum buralardan.
Herşey senin olsun…
Tüm rüzgârları, denizleri
Taşıyorum. Yüküm ağır…
Artık başka yollarda
Yol alma vakti.
Elimde bir ben var,
Bir de eksilenden kalanlar.
Yüreğim yorgun,
Bedenim solgun.
Ayaklarım bu kadar ağır yükü
Taşıyamamanın çaresizliğinde.
Bilsen içimde ne fırtınalar kopuyor.
Cam kırıklarıyla dolu yüreğim.
Ellerimi parçalarcasına,
Unufak tutamıyorum…
Canımı kanatıyor sözlerin.
Gidiyorum…
Çaldıklarınla mutlu kal.
Bir hoşça kal bile fazla sana.
Güle güle bana…
Gidiyorum…
Ama bu gidiş bir kaçış değil,
Bir uyanışın ilk adımı.
Ardımda bıraktığım her şey,
Beni ben yapan acıların yankısı sadece.
Sen sandın ki eksildim…
Oysa ben, senden kurtuldukça tamamlandım.
Bir zamanlar sana verdiğim her şeyi
Şimdi kendime geri alıyorum.
Sevgimi…
İnancımı…
Kendime olan saygımı…
Bak, ilk defa bu kadar dik duruyorum.
İlk defa omuzlarım bu kadar hafif.
Çünkü artık yük değilim kendime,
Yük olanı geride bıraktım.
Yüreğimdeki o cam kırıkları var ya…
Onları tek tek topladım.
Kanaya kanaya öğrendim:
İnsan en çok, yanlış yerde kalınca parçalanır.
Ve şimdi…
Kendi yaralarımı saracak kadar güçlüyüm.
Kendi yolumu çizecek kadar cesur.
Seninle eksilen ben değilmişim,
Bunu da anladım.
Eksilen;
Sende bıraktığım kendimmiş.
Artık almaya geldim onu.
Gidiyorum…
Ama bu kez ardıma bakmadan.
Bir “belki” bile bırakmadan.
Çünkü bazı vedalar,
Kapıyı kapatmak değil…
O kapıyı bir daha hiç aramamak demektir.
Ve ben,
Artık kaybolduğum yerlere değil,
Kendimi bulduğum yollara gidiyorum.












