Sarı saçlarımı taradığın o an…
Kim bilebilirdi ki bir gün, o sıradan görünen anının, ömrüm boyunca sığınacağım en kıymetli hatıraya dönüşeceğini.
Bir çocuğun saçlarına dokunmak neydi ki?
Meğer bir ömürlük güven bırakmakmış.
Meğer yıllar sonra bile, en derin özlemin sebebi olmakmış.
Hayat geçti…
İnsanlar geçti…
Mevsimler geçti…
Ama o dokunuş geçmedi.
Çünkü bazı eller saçlara değil, ruhun en derin yerine değiyor.
Ve oraya dokunan hiçbir sevgi silinmiyor.
Şimdi dönüp geçmişe baktığımda, hatırladığım şey saçlarım değil.
Başımın üzerinde duran merhamet.
Arkamda duran güç.
Düştüğümde beni kaldıracağına inandığım o görünmez dağ.
İnsan büyüyor.
Güçleniyor.
Yalnız kalmayı öğreniyor.
Ama içinde bir yer, hep aynı yaşta kalıyor.
Bir çift elin saçlarında dolaştığı, kendini dünyanın en güvende insanı sandığı yaşta…
Ve sonra anlıyor:
Bazı yokluklar acıtmaz sadece.
İnsanın içinde hiç kapanmayacak bir boşluk açar.
Çünkü bazı insanlar hayatından çıkmaz.
Kalbinin içine yerleşir.
Her özlemde yeniden canlanır.
Her hatırada yeniden nefes alır.
Ve bir ömür boyunca, en güçlü anlarında bile, gözlerini doldurmayı başarır.
Sarı saçlarımı tarayan o eller…
Hayatın bana verdiği ilk güven, ilk huzur, ilk sığınaktı.
Bu yüzden geçen yıllar seni benden alamadı.
Çünkü bazı sevgiler hatırlanmaz;
Yaşanır.
Her gün, her nefeste, her özlemde yeniden yaşanır.













