Hiç durmadan dönen dünya…
Sen dönüyorsun.
Geceyi gündüze, yazı kışa çeviriyorsun.
Bir an bile durmuyorsun.
İnsan da sana benzemiş.
O da dönüyor.
Koşuyor.
Yetişiyor.
Bir yerlere varacağını sanıyor.
Oysa her adımında kendinden biraz daha uzaklaşıyor.
Vermeden almaya çalışanlar…
Emeğe el uzatanlar…
Merhameti zayıflık sananlar…
Vicdanlarını okyanusun en karanlık yerine bırakanlar…
İnsanın yüreğini, dünyanın toprağını sömürür gibi tüketenler…
Dön dünya.
Sen de dön.
İnsanlar da dönsün.
Ama bilsinler…
Hiçbir dönüş aynı yere çıkarmaz.
Her dönüşün bir hesabı vardır.
Bugün attığın adım, yarın karşına yol olur.
Bugün kırdığın bir yürek, yarın sessizliğin olur.
Bugün ezdiğin bir insan, yarın vicdanının önünde dimdik durur.
Çünkü hayat unutmaz.
Zaman affetmez.
Vicdan ise hiçbir şeyi silmez.
Ne garip bir çağ…
İnsanlar birbirini geçmek için yarışıyor.
Daha fazla para…
Daha büyük makam…
Daha gösterişli hayatlar…
Ama kimse daha dürüst olmak istemiyor.
Kimse daha merhametli olmanın peşinden gitmiyor.
Kimse “İyi bir insan olabildim mi?” diye kendine sormuyor.
Oysa asıl yoksulluk, cebin boş olması değildir.
Vicdanın boş olmasıdır.
Asıl iflas, serveti kaybetmek değildir.
İnsanlığını kaybetmektir.
Ne kadar yükselirsen yüksel…
Eğer yükselirken başkalarının omzuna bastıysan, aslında hiç yükselmedin.
Sadece karakterinden düştün.
Bir gün herkes yorulacak.
Güç bitecek.
Şöhret bitecek.
Kalabalıklar dağılacak.
Alkışlar susacak.
Maskeler düşecek.
Ve insan, yalnızca kendisiyle baş başa kalacak.
İşte o gün ne bankadaki hesabın konuşacak…
Ne unvanın…
Ne de çevrende dolaşan çıkar kalabalıkları…
O gün tek bir şey konuşacak:
Vicdanın.
Eğer o da susmuşsa…
Dünyanın bütün sesleri bir araya gelse bile seni kurtaramaz.
Dön dünya…
Sen dönmeye devam et.
Çünkü sen döndükçe gerçekler ortaya çıkıyor.
Maskeler düşüyor.
Yüzler değişiyor.
Kalpler açılıyor.
Ve herkes, kendi ektiğini biçiyor.
Unutma…
Dünya döner.
Zaman döner.
Talih döner.
Ama bir insan vicdanını kaybettiği gün, artık hiçbir dönüş onu eski hâline getiremez.
İnsan olmanın en büyük ölçüsü kazandıkların değildir.
Kaybetmemek için direndiğin değerlerdir.
Çünkü günün sonunda mezar taşlarına servet yazılmaz.
Makam yazılmaz.
Şöhret yazılmaz.
Geriye tek bir cümle kalır:
“Nasıl bir insandı?”
İşte bütün yarışın gerçek kazananı, bu soruya vicdanıyla cevap verebilendir.















