Gidiyorum…
Veda vakti.
Artık sana koşuş zamanı.
Bırakıyorum her şeyi sana.
Gidiyorum buralardan.
Her şey senin olsun…
Tüm rüzgârları, denizleri
Taşıyorum. Yüküm ağır…
Artık başka yollarda
Yol alma vakti.
Elimde bir ben var,
Bir de eksilenden kalanlar.
Yüreğim yorgun,
Bedenim solgun.
Ayaklarım bu kadar ağır yükü
Taşıyamamanın çaresizliğinde.
Bilsen içimde ne fırtınalar kopuyor.
Cam kırıklarıyla dolu yüreğim.
Ellerimi parçalarcasına,
Un ufak tutamıyorum…
Canımı kanatıyor sözlerin.
Gidiyorum…
Çaldıklarınla mutlu kal.
Bir hoşça kal bile fazla sana.
Güle güle bana…
Çünkü ben,
En çok kendimi kaybettim sende.
Bir insanın kendi sesine yabancılaşmasıymış
Asıl tükeniş.
Aynalara bakıp
Kendi gözlerinde bile
Kendini görememekmiş.
Ne çok sustum bilsen…
Kırılmamak için değil,
Seni kırmamak için sustum.
İçimde çığlık çığlığa ölen cümleleri
Gömerek yürüdüm yıllarca.
Sen duymayasın diye
Kendi canımı sessizce yaktım.
Şimdi ardımda bıraktığım her şey
Bir enkaz gibi bakıyor bana.
Yarım kalmış düşler,
Tutulamamış eller,
İçinde ben olmayan hatıralar…
Hepsi üstüme devriliyor.
Ama yine de gidiyorum.
Çünkü bazen gitmek,
Birine veda etmek değil;
Kendi küllerinden
Kendini toplamaktır.
Ve artık biliyorum…
Bir insanın canını en çok
Düşmanı değil,
“Yuvam” sandığı yer acıtıyor.
Ben seni değil,
Sende bıraktığım kendimi ağlıyorum.
Geçmeyen geceleri,
İçime çöken sessizliği,
Bir ömür yetmez sandığım sevgiyi…
Ama artık bitti.
Şimdi yaralarımı alıp
Kendime dönüyorum.
Çünkü insan
Bir yerde öğreniyor;
Kendini yok saydığı her sevgi,
Bir gün onu tamamen yok ediyor.
Ve ben bugün,
Kendi küllerimden doğmak için
Senden vazgeçiyorum…















