Gündem ne gibi?… Cehennem gibi diyemem. Daha çok, bataklık gibi desek daha doğru olur.
Nefese ihtiyacımız olduğunu biliriz de nasıl ve nerede nefes alacağımızı bilmekte zorlanabiliriz. En korunaklı yer aslında bir gecenin kıyısında duran bir penceredir. Kalp sizi oraya getirmiştir de bilmezsinizdir ama nefesi hisseden kalp orada durdurur. Kalbin, otomatik pilot gibi bir görevi de var, sanırım. Niye diye sordurmayan. Niye diye sormak niye gereksin ki zaten. Niye diye sormamak, nefes almaktır.
Hayatın gayesini zorlanımlı bir hisle aramak boşuna bir çaba olabilir. Niye-leri azaltmak, hem kendimiz için hem başka şeyler için, topyekun bir gaye olabilir. Mesela, kumrulara hâlâ bakıyorum. Kalpte uçuşuyorlar artık. Narinler. Ne güzeller. Niye güzelsiniz bu kadar?.. diye sormaya ne gerek var. Güzel olduklarını da bilmemeleri garibime giderdi hep… Eskiden, yani. Garibimize gidiyorsa hala “niye”lerde geziyoruzdur. Güzeller işte!
Nihayetinde, durursunuz bir gecede. Bir şiir ararsınız. Gece söylesin bu sefer dersiniz. Der de aslında. Soru sormadığınız zaman, bir söz mutlaka gelir. Belki daha fazlası.
Rahattır insan bir gecenin kıyısında. Arada bir, gündüz geldikleri gibi, gece de gelmelerini beklediğim olur kumruların. Ürkekler ya. Gece hiç gelmezler.
İnsan kalbi farklıdır, ama… Kimisi sevmeyi bilmez, kimisi sevilmeyi. Bir kalpte ikisini yan yana tutmak zor bir iştir. Fakat bir şiir bunu yapabilmeli.
-Geceden ilerle. Sağdan ilk pencere->
Çocuksun sen,
Yaşım senden bir fazla.
Masal olsan hem de 1000 yaşında,
ben de olurum 1001 masal.
Sen de bilme sevmeyi;
kumrusun ya hani.
bir masal ol örneğin:
okusun gece pencerede.
Bilmezdin çocuksun sen hep.
Bilmezdim 1001 masalım ben.
Dinle şimdi hep dinle.
Gecenin kıyısında bir pencere.
24 Haziran 2026. İzmir















