Herkese yetişmeye çalışırken, senden geriye kalanlarla yüzleşmeye var mı cesaretin?
Başkalarının canı yanmasın, ruhu incinmesin diye, darmaduman ettiğin kalbinin kırıklarını, ruhunun çatlaklarını onarmaya var mı gücün?
“Tükendim.” dediğin yerde, artık daha güçlü olmak zorunda olma çabanı görecek ve takdir edecek saygın kaldı mı kendine?
Kendi hakkına girmenin de kul hakkı olduğunu öğrendiğin bilincinin önünde saygıyla eğilsen de, artık senden giden haklarına el sallamaya var mı imanın?
Hepsinden öte, cesaretin dibe vurmuşken, yükselişini izlerken kendine hayranlığını itiraf edebilecek cesaretin var mı?
Kaç defa sustun da adına sabır dediler?
Kaç defa yutkundun da olgunluk dediler?
Kaç defa kırıldın da, “Boş ver.” dediler?
Ve sen…
Her defasında biraz daha kendinden vazgeçtin.
Sonra dönüp aynaya baktığında, gözlerinin içindeki yorgunluğu yıllar değil; kendi ellerinle büyüttüğünü fark ettin.
İnsan, en ağır yükü sırtında taşımaz.
Vicdanında taşır.
En derin yarayı teninde değil, kendinden vazgeçtiği yerde alır.
Çünkü kendini terk edenin, gidecek başka yeri kalmaz.
Yıllardır herkese verdiğin değerden, kendine ayırabildiğin tek bir kırıntı kaldı mı?
Yoksa en büyük haksızlığı, seni incitenler değil de, onlara rağmen hâlâ kendini ihmal eden sen mi yaptın?
Belki de yeniden doğmak, yeni bir hayat kurmak değildir.
Belki de ilk defa kendine ihanet etmemektir.
İlk defa “Yeter.” diyebilmektir.
İlk defa, kendini de sevilmeye layık görmektir.
İnsan, herkesi affederek büyümez.
Bazen sadece kendini daha fazla harcamamayı öğrendiğinde olgunlaşır.
Kimseye kendini ispat etmeye çalışmazsın.
Kimsenin sevgisine sığınmazsın.
Kimsenin vicdanında yaşamazsın.
Çünkü en sonunda anlarsın…
İnsanın varacağı en zor yer, yıllarca kaçtığı kendi kalbidir.














