Sana olan yolculuğunda en önemli nokta; ilerlerken sorgulamak, sorularına cevaplar ararken adil kalabilmek, dengeni koruyabilmek ve olanı olduğu gibi görebilmektir. Aksi takdirde apaçık olanı bile yanlış yorumlar, gerçeği kendi duygularının gölgesinde şekillendirir ve yolunu fark etmeden kaybedersin.
Adalet, yalnızca başkalarına karşı gösterilen bir erdem değildir. İnsanın önce kendisine karşı dürüst ve adil olmasıdır. Çünkü insan en büyük haksızlığı çoğu zaman kendine yapar. Kimi zaman hak etmediği yükleri sırtlanır, kimi zaman da yüzleşmesi gereken gerçeklerden kaçar. Kendini olduğundan eksik ya da fazla görmek de adaletsizliğin başka bir biçimidir.
Kendini bulma yolculuğunda adalet, elindeki terazidir. Bir kefesine yaşadıklarını, diğerine yaşatanları koyarsın. Bir kefesine kırgınlıklarını, diğerine öğrendiklerini… Ancak teraziyi tutan el öfke olursa sonuç değişir; korku olursa gerçek eğrilir; çıkar olursa vicdan susar.
Adalet, olanı inkâr etmek değil, olanı olduğu gibi kabul edebilmektir. Kendine acımadan, kendini yüceltmeden, bahanelerin ve öfkelerin arkasına saklanmadan hakikate bakabilmektir. Çünkü insan gerçeği görmeye cesaret ettiği gün büyür.
Kendine karşı adil olmayı başardığında geçmişin yükü hafifler. İnsanların sana yaptıkları kadar, senin kendine yaptıkların da görünür olur. İşte o an suçlu aramayı bırakırsın. Çünkü anlarsın ki adalet, intikam almak değil; hakikati görmek ve ondan ders çıkarabilmektir.
Kendini bulan insanın gözlerinde kin değil, farkındalık vardır. Çünkü bilir ki hayatın en büyük mahkemesi vicdandır. Orada ne yalan hüküm sürer ne de maskeler işe yarar. Herkes kendi gerçeğiyle baş başa kalır.
Ve insan, kendine karşı adil olmayı öğrendiğinde; ne başkasını gereğinden fazla suçlar ne de kendini gereğinden fazla mahkûm eder. O zaman yol netleşir, yük hafifler ve insan kendine biraz daha yaklaşır.
Çünkü kendini bulma yolculuğunun en sağlam pusulası adalettir.















