İnsan, bildikçe büyüdüğünü zanneder.
Oysa çoğu zaman sadece zihnini doldurur.
Ezberlediği her cümleyi hakikat sanır,
Her cevabı kendine bir taç yapar.
Ve fark etmeden,
Bilginin gölgesinde kendini kaybeder.
Çünkü bilgi bazen ışık değil,
Kibrin en sessiz karanlığıdır.
Asıl uyanış;
İnsanın durup kendi içine bakabildiği anda başlar.
“Ben biliyorum” dediğin yerde değil,
“Ben kimim?” diye sarsıldığın yerde…
Bilmek zihni doyurur.
Ama bilmediğini bilmek…
Ruhu ateşe verir.
İnsanı parçalar, dönüştürür, yeniden doğurur.
Çünkü hakikate giden yol,
Cevaplarla örülmez.
Acıyla, arayışla, yüzleşmeyle yürünür.
İnsan en çok;
Kendi karanlığını gördüğünde olgunlaşır.
En çok;
İçindeki boşluğu inkâr etmeyi bıraktığında büyür.
Bazıları ömrü boyunca konuşur,
Ama kendine hiç dokunamaz.
Bazıları ise bir gece sessizliğin içinde
Kendi ruhunun çığlığını duyar…
İşte gerçek yolculuk o an başlar.
Çünkü hakikat;
Kalabalıkların alkışladığı yerde değil,
İnsanın kendi içinden kaçamadığı yerde saklıdır.
Ve insan bir gün şunu anlar:
Okuduğu kitaplar, taşıdığı unvanlar, kurduğu cümleler…
Hiçbiri kendini tanımayan bir ruhu kurtaramaz.
Çünkü gerçek bilgelik;
Çok şey bilmek değil,
Her gün yeniden eksildiğini fark edebilmektir.
Kendini tamamlanmış sananlar durur.
Eksikliğini görebilenler yürür.
Ve yalnız yürüyenler ulaşır hakikate…
Çünkü insanın en uzun yolu,
Bir ömür boyunca
Kendi içine varabilmesidir.















