Yeni bir çağın başladığı günümüzde devlet yönetimleri de dönüşüm yaşamaktadır ve bu çağın ortaya çıkardığı yeni şartlara uyum sağlamak zorundadır. Henüz tam anlamıyla başlamamış olan bu yeni çağ dikkate alındığında, tüm devletlerin şu an bir geçiş sürecinde bulunduğu söylenebilir. Bu nedenle süper güçlü ülke olma fırsatının, başlangıç noktasında, her devlet için eşit olduğu ifade edilebilir.
Yeni çağın getireceği en önemli dönüşümlerden biri de merkezileşen ulus devlet anlayışı olacaktır. Merkeziyetçi ve âdem-i merkeziyetçi yönetim biçimlerinin aynı anda etkili olduğu yeni bir yapı ortaya çıkacaktır. Dolayısıyla merkezi yönetim ile yerel yönetimler arasındaki ilişkiler de tamamen yeniden şekillenecektir.
Dünya nüfusunun artmasıyla birlikte nüfus ile kaynaklar arasındaki ilişki her geçen gün daha kritik hâle gelmektedir. Mevcut dünya nüfusu, kaynakların sürdürülebilirliği açısından olması gereken seviyenin üzerindedir. Buna karşılık, uzun yıllar boyunca doğaya karşı yeterince hassas davranılmaması nedeniyle dünyanın doğal dengesi bozulmuş, küresel ısınma ve iklim değişiklikleri kaynak kıtlığını daha da derinleştirmiştir. Başka bir ifadeyle dünya nüfusu hızla artarken kaynaklar aynı ölçüde azalmaktadır. Bu durum devlet yönetimlerini daha stratejik hareket etmeye zorlamaktadır. Hayatın sürdürülebilmesi için devlet yönetimlerinin uzun vadeli ve planlı stratejiler uygulaması kaçınılmaz hâle gelmiştir.
Bunlar, yeni çağ için öngörülen dip dönem sonuçlarıydı. Her ne kadar bu süreç geniş kesimler tarafından zamanında öngörülememiş olsa da henüz geç kalınmış değildir. Öngörülere göre yeni çağın başlangıç dönemi 2025 yılı itibarıyla şekillenmiştir. Bu nedenle yeni çağın altyapısını oluşturmak için hâlâ zaman bulunmaktadır. Yükselişi yakalamak isteyen devletlerin bugünden itibaren bu dönüşüm için hazırlık yapmaları gerekmektedir.
Yerelde mikro ölçekli kalkınma anlayışı artık yalnızca yerel yönetimlerin inisiyatifine bırakılmayacak, merkezi yönetimin bütünsel yaklaşımına dayalı bir stratejiye dönüşecektir. Merkezi yönetim genel planlamayı yapacak, yerel yönetimlere ise üstlenecekleri misyonları belirleyerek yön verecektir. Çünkü merkezi yönetimlerin temel görevlerinden biri şehirleri fonksiyonel hâle getirmek olacaktır. Hangi şehrin tarım, hangisinin sanayi, turizm, hizmet veya kültür şehri olacağı planlanacak ve yerel yönetimlere bu doğrultuda görevler verilecektir? Yerel yönetimler de kendilerine verilen görev doğrultusunda şehirlerini fonksiyonel yapıya uygun şekilde dönüştürecektir. Merkezi yönetim ise bu süreci denetleyecek ve görevlerin yerine getirilip getirilmediğini takip edecektir. Böylece her şehre farklı işlevsel özellikler kazandırılmış olacaktır. Özellikle tarım ve teknoloji alanlarında yoğunlaşacak yatırımlar doğrultusunda şehirlere özel görevler verilecektir.

Fonksiyonel şehir oluşturma diyagramında, planlama ve uygulama süreçlerinde yapılacak çalışmalar ile her aşamadaki görev dağılımları gösterilmektedir.
Elbette bir şehrin fonksiyonel hâle getirilmesi, o şehrin yalnızca tek bir alandan oluşacağı anlamına gelmez. Ancak şehrin baskın faaliyet alanı belirlenmiş olacaktır. Bunun yanında sosyal alanlar ve diğer destekleyici faaliyetler de mutlaka varlığını sürdürmelidir.
Devletler bu planlama anlayışına geçmezse ilerleyen yıllarda çok ciddi sorunlarla karşı karşıya kalacaktır. Çünkü kıtlık politikaları artık devlet yönetimlerinin temel gündem maddelerinden biri hâline gelecektir ve yakın gelecekte sıkça duyulacak kavramlardan biri olacaktır. Devletler bir yandan ülkelerinin temel ihtiyaçlarını karşılamak, diğer yandan ise kalkınma ve gelişimi sürdürebilmek için eş zamanlı çalışmalar yürütmek zorundadır. Buradaki en önemli unsur, temel gereksinimlerin dışa bağımlı olmadan, iç kaynaklarla karşılanabilmesidir. Eğer bir devlet temel ihtiyaçlarını karşılayacak politikalar üretemezse, günlük ihtiyaçları gidermeye odaklanmaktan kalkınma ve gelişme stratejileri oluşturma imkânı bulamaz.
Sonuç olarak şehirlerini fonksiyonel hâle getiren politikalar üreten devletler, yeni çağın süper güçlü ülkeleri arasında yer alabilecektir. Temel ve ileri düzey üretimi stratejik politika hâline getiren devletler ise yeni çağın kural koyucu güçleri olacaktır.














