Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi
Pazar, Ağustos 9, 2026
  • Giriş Yap
  • Ana Sayfa
  • Köşe Yazarları
  • Künye
  • Yayın İlkeleri
  • Yazar Müracaatı
  • Kurumsal
    • Misyon
    • Yayın Grubumuz
    • Logo
    • Reklam Tarifesi
  • Yazar Girişi
  • E-Posta
Sonuç yok
Tüm sonuçları gör
  • Ana Sayfa
  • Köşe Yazarları
  • Künye
  • Yayın İlkeleri
  • Yazar Müracaatı
  • Kurumsal
    • Misyon
    • Yayın Grubumuz
    • Logo
    • Reklam Tarifesi
  • Yazar Girişi
  • E-Posta
Sonuç yok
Tüm sonuçları gör
Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi
Sonuç yok
Tüm sonuçları gör
Anasayfa Doğa-Çevre

Kekik Deyip Geçmeyin Sakın

Hüseyin ERKAN Yazar Hüseyin ERKAN
09 Ağustos 2026
Doğa-Çevre, Hüseyin ERKAN, Öykü Tefrikaları, Sağlık
0
Kekik Deyip Geçmeyin Sakın
400
Paylaşma
5k
Görüntülenme
Facebook'ta PaylaşTwitter'da Paylaş

Memleketimden İnsan Manzaraları: 585 

KEKİK DEYİP GEÇMEYİN SAKIN 

1990’lı yılların ortaları… 20 yıl öğretmenlikten sonra istifa ederek Dilem Yayınevini kuralı 15 yıl olmuştu. Birkaç yıldır Silivri yakınlarında deniz kıyısındaki yazlık bir sitede geçiriyorduk; yılın en sıcak aylarını. Eşim gibi, o sırada Bilkent Üniversitesinde okuyan kızım da, “İlle Ayvalık, ille Kuşadası, ille de Bodrum!..” demedi hiç. 

Günler böyle geçip giderken bir gün eşim, “Hüseyin, ben burada sıkıldım. Bir bahçede, bir çiftlikte yaşamak istiyorum.” demesin mi? Baktım ki geçici bir heves değil bu. Ortaya koyduğu gerekçeler de çok mantıklı… Köyde doğmuş, çocukluğu bahçelerde geçmiş biri olarak ben de çok arzu ederdim bunu da kabul görmez diye söylemezdim hiç. 

Özellikle Çatalca dolaylarında epeyce bir arayıp dolaştıktan sonra, Silivri’nin Kavaklı köyü yakınlarında altı dönümlük bir diken tarlası aldık. “Olacak şey mi bu? Tek başınıza ne yapacaksınız burada?” diyen dostlar, şaşırıp kaldılar bu kararımıza. 

Havuza akan su şırıltısıyla uyuyup horoz sesiyle uyanmak; dut, incir ve kirazı dalından kopararak yemek isteyen eşim mutlu olacaksa, ben haydi haydi mutlu olurdum. Ancak komşu olmadığı gibi su da yoktu oralarda, elektirik de… Mazeret değildi bunlar. Gözümü korkutmadan sıvadım kollarımı. Adım adım yürümeden ulaşılmazdı hiçbir hedefe. 

Her geçen gün, her geçen ay gibi, her geçen yıl da daha bir değişip güzelleşti o tarla. Hele hele iki üç yıl sonra kimsenin beğenip yüzüne bakmadığı o dikenli arazi yemyeşil bir gül bahçesi olmasın mı? Bahçıvan olarak Bulgar göçmeni karı koca bir aile ile anlaştık. Hemen iki odalı bir ev yaptırdık onlar için. Önce elektrik getirttik, arkasından arteziyenle su… 
İşinin ehliydi bahçıvanımız. Diktiğimiz meyve fidanlarına, güllere de çok iyi bakıyordu; sebze bahçesine de… Bizim soyadımız Erkan, onlarınki Küçük’tü… Eh artık, bahçemizin de bir adı olmalıydı; değil mi ya! “KÜÇÜK ÇİFTLİK” diye güzel bir tabela yazdırıp girişteki kapıya astığımızda, bahçıvanımızın İlyas efendinin mutluluğunu bir görmeliydiniz! 

Sebze zararlılarına karşı marketi olan ziraat mühendisine gidip onun verdiği ilaçları kullanıyorduk. Bu sırada gazetelerde, “Rusya’ya ihraç ettiğimiz bilmem kaç ton sebze ile Almanya’ya ihraç edilen meyveler sınırda yapılan sağlık denetimi sonucu, insan vücuduna zararlı maddeler tespit edildiğinden kabul edilmeyip geri çevrildiği” türden haberler okuyordum. Bir an düşündüm: 

Biz sağlıklı sebze ve meyve yiyelim diye onca emek verip bu bahçeyi yapmış, süni gübre yerine koyun ve sığır gübresi kullanıyorduk ama ya ziraatçıdan aldığımız ilaçlar?.. Gâvur dediğimiz insanlar nasıl da koruyorlardı yurttaşlarını! Geri dönenleri çöpe atacak değildik ya, afiyetle yiyorduk biz!  

Bir çözüm yolu bulmak için araştırmaya başladım. Antalya’daki Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi Profesörü Oktay Yeğen’in AKSEBİO adlı doğal bir ilaç yaptığını öğrendim. Bu arada bizim de kullandığımız “sentetik” denen kimyasal ilaçların yalnız sebze ve meyvelere zarar veren böcekleri değil, çok yararlı olan tüm canlıları da öldürüp yok ettiğini, ayrıca sebze ve meyvelere nüfuz ederek insanlara da zarar verdiğini anlayınca, bu bilim insanımızı arayıp buldum hemen. 

Önce şunu söyleyeyim. Çocukluğumda doktor da görmedim hiç, hastane de… Dolayısıyla reçete ve eczane sözcüklerini de duymadım hiç. Herkes gibi ben de hasta oldum. Benim de yaram berem oldu, benim de ağrım sızım… Tümünü de nane ve kekik suyu içerek, kekik yağı sürerek iyileştirdik hep.  Nane sulak yerlerde yetişirdi doğal olarak, kekik susuz kırlarda, yamaçlarda, dağlarda… 

Değerli profesörümüze ulaştığımda onun da benim gibi İkinci Dünya Savaşının ortalarında Akseki’de doğduğunu öğrendim. Dolayısıyla kekik bitkisinin yararlarını yaşayarak öğrenmişti o da. Ankara Ziraat Fakültesini bitirdikten sonra Almanya’da doktorasını yapıp yurda döner. 1977’de doçent, 1984’te profesör olur. Fitopatoloji, Yabancı Otlar ve Mücadelesi, Bitki Fungal Hastalıkları, Bahçe Bitkileri Hastalıkları adlı kitapların yazarıydı o.  

1990 yıllarında, yararından çok zararı olan kimyasal tarım ilaçları yerine zararsız doğal ilaç yapımı gündeme geldiğinde bu sorunu çözmek için çalışmaya başlar. Uzun deneylerden sonra Akseki yöresinde yetişen “Karabaş” da denen kekik türünden elde edip adını da AKSEBİO koyduğu ilacın sebze ve meyve zararlılarını yok ettiğini, zehirsiz olduğu için insan ve hayvanlara hiçbir zarar vermediğini kanıtlar.  

Bunları duyunca çok sevinip sipariş verdim hemen. Kargo yoluyla gelen ilacı o günden sonra  tarifine uygun olarak sebzelere bitkilerine de kullandık korkusuzca, meyve ağaçlarına da… Sonuçtan çok memnun kaldık elbette. Hatta deneyerek elde ettiğimiz mutlu sonucu, eşim o sırada köşe yazarı olarak çalıştığı gazetede anlatmıştı. (8 Aralık 1998 Türkiye gazetesi) 

Aradan onca yıl geçtikten sonra, niçin mi bu konuyu ele aldım bu hafta? 

Var elbet bir nedeni: 

Çok ilginçtir; İstanbul’da doğup büyüyen kızım Dilem, annesinden ve benden daha çok sever; bitkileri ve hayvanları. Onlara bir zarar gelmesinden ödü kopar. “Küçük Çiftlik”te 7 çeşit olan dut ağaçlarından birini kesmek zorunda kaldığımız için öyle üzülmüştü ki; “Baba, nasıl kıydın sen o güzelim ağaca?” deyip gözlerinden yaşlar akarak hıçkıra hıçkıra ağlamıştı.  

İşte bu duygulu kızım, birkaç yıl önce Bahçeşehir bitişiğindeki Ardıçlıevler sitesinde bulunan evini satıp Büyükçekmece’nin Karaağaç Mahallesinde (Çatalca sınırında bir köy) bahçeli bir ev aldı. Evinin içi gibi bahçesinin dört yanı da çiçekler dolu… Köpeği Çaça ve Luka’ya nasıl canı gibi bakıyorsa, çiçekleri, okaliptüs ve çamları ile yeni diktiği meyve fidanlarına da öyle bakıyor. 

Yaz başlangıcıyla birlikte bahçedeki çiçek ve meyve fidanlarında böceklenme olduğunu görür görmez ziraatçıya koşar hemen. Onun görevlendirdiği bir eleman gelip bahçeyi baştan başa ilaçlayıp karşılık olarak yüklüce bir para alıp gider. “Oh, iyi ki gecikmeden yaptırdım ilacı!” diye sevinirken, çiçeklerin birçoğu ile meyve fidanlarının yaprakları kıvrılmaya başlamasın mı? 

“Baba bir bakar mısın, ne oldu bunlara?” diye sordu bana.  

Sıcaklar başladığı için yeterince sulanmadıklarını düşünüp, “Her akşam bolca sulayalım.” dedim. Gereği yapıldı ama değişen bir şey olmayınca bu durumun yanlış ilaç ve ilaçlamadan kaynaklandığını anladık. Kızım yanlış yapmamıştı ama ziraatçı geçinen bey, gerçek ziraatçı değildi anlaşılan. “Pekiyi, bu böceklerle nasıl başa çıkacağım ben?” diye sorduğunda, “Küçük Çiftlik”te yıllarca uyguladığım yöntemi anlatıp Prof. Dr. Oktay YEĞEN’i aradım hemen. Hal hatır sorduktan sonra, “Kızım konuşmak istiyor sizinle.” deyip çıktım aradan. 

Böylece kızım da endemik olarak yetişen “karabaş kekiği”nden üretilen AKSEBİO ilacı ve onu bulup üreten Prof. Oktay Yeğen ile tanışmış oldu. Sonuç ne mi oldu? Onu bilemem işte. Deneyip sonucu gördükten sonra, kızım anlatsın bu kez. 

Bilim adamımız, onca emek sonunda bulduğu bu ilacın patentini almak için çok uğraşır. Araya Alman ve Amerikalı açıkgözler girerek bu ilacın patentini kendi üzerlerine almak isterler. Kabul etmez profesörümüz elbette. Faka bastırmak için nice yollar denerler ama düşmez bu tuzaklara hemşerim. Sonunda Kanadalı bir şirketten alır; AKSEBİO’nun patentini. 

Kekiğin Akseki yöresindeki köyümün dağlarında doğal olarak yetiştiği gibi, her yerde de yetiştiğini sanırdım. Hiç de öyle değilmiş meğer. “Endemik” bir bitkiymiş o. Yani dünya üzerinde yalnızca belirli ve sınırlı bir bölgede yetişir, başka hiçbir yerde bulunmazmış.  

Söyleşimin başlığında da dediğim gibi, “Kekik deyip geçmeyin sakın!”  

NOT: Bu konuda daha fazla bilgi edinmek isterseniz, alttaki sitelere girin lütfen! 

————————————————————————— 

Prof. Dr. Oktay YEĞEN 

Tel: (0542) 485 40 76 

https://www.oktayyegen.com   

https://www.aksebio.com 

oyegen07@gmail.com   

 

HÜSEYİN ERKAN 

0535 371 74 83 

huseyinerkan@dilemyayinevi.com.tr  

 

Paylaş
Etiketler: bilkent üniversitesiDeniz kıyısıDilem YayıneviSilivriyazlık site
Önceki Yazı

Başkasını Eksilten Kendisini Tamamlayamaz

Sonraki Yazı

Alanguva’nın Işığı: Bir Annenin Adında Saklı Kökler

Hüseyin ERKAN

Hüseyin ERKAN

İlişkili Yazılar

Isırgan Otu
Doğa-Çevre

Isırgan Otu

09 Ağustos 2026
5k
Farkındalık Sancısı
Aydın UZKAN

Farkındalık Sancısı

08 Ağustos 2026
5k
Pamuk Tarlası
Doğa-Çevre

Ahtapot Gibi

07 Ağustos 2026
5k
Afetler Kader Değil, İhmalin Sonucudur!
Doğa-Çevre

Afetler Kader Değil, İhmalin Sonucudur!

07 Ağustos 2026
5k
Sonraki Yazı
Alanguva’nın Işığı: Bir Annenin Adında Saklı Kökler

Alanguva'nın Işığı: Bir Annenin Adında Saklı Kökler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Köşe Yazarları

Türkiye Deprem Haritası

 

Ayın Sözü

Lütfen Duyarlı Olalım!

de, da vb. bağlaçlar ayrı yazılır.

Cümle bitişinde noktalama yapılır. Boşluk bırakılır, yeni cümleye büyük harfle başlanır.

Dilimiz kadar, edebiyatımıza da özen gösterelim.

Arşiv

Sosyal Medya’da Biz

  • Facebook
  • İnstagram
  • Twitter

Entelektüel Künyemiz!

Online Bilgi İletişim, Sanat ve Medya Hizmetleri, (ICAM | Information, Communication, Art and Media Network) Bilgiağı Yayın Grubu bileşeni YAZAR PORTAL, her gün yenilenen güncel yayınıyla birbirinden değerli köşe yazarlarının özgün makalelerini Türk ve dünya kültür mirasına sunmaktan gurur duyar.

Yazar Portal, günlük, çevrimiçi (interaktif) Köşe Yazarı Gazetesi, basın meslek ilkelerini ve genel yayın etik ilkelerini kabul eder.

Yayın Kurulu

Kent Akademisi Dergisi

Kent Akademisi | Kent Kültürü ve Yönetimi Dergisi
Urban Academy | Journal of Urban Culture and Management

Ayın Kitabı

Yazarımız, Sedayi ALTUN’dan,

“Bir Eğitim Yolcusu” adlı güzel bir eser. Yazarımızın eseri, yine bir yazarımız ve Karadeniz Şairler ve Yazarlar Derneği yönetim kurulu üyemizin sahibi olduğu Ateş Yayınlarından çıkmıştır. Kendilerini kutluyoruz.

Gazetemiz TİGAD Üyesidir

YAZAR PORTAL

JENAS

Journal of Environmental and Natural Search

Yayın Referans Lisansı

Creative Commons License
This work is licensed under a Creative Commons Attribution-NonCommercial-NoDerivatives 4.0 International License.

Bilim & Teknoloji

Eğitim & Kültür

Genel Eğitim

Kişisel Gelişim

Çocuk Gelişimi

Anı & Günce

Spor

Kitap İncelemesi

Film & Sinema Eleştirisi

Gezi Yazısı

Öykü Tefrikaları

Roman Tefrikaları

Röportaj

Medya

Edebiyat & Sanat

Sağlık & Beslenme

Ekonomi & Finans

Siyaset & Politika

Genç Kalemler

Magazin

Şiir

Künye

Köşe Yazarları

Yazar Müracatı

Yazar Girişi

Yazar Olma Dilekçesi

Yayın İlkeleri

Yayın Grubumuz

Misyon

Logo

Reklam Tarifesi

Gizlilik Politikası

İletişim

E-Posta

Üye Ol

BİLGİ, İLETİŞİM, SANAT ve MEDYA HİZMETLERİ YAYIN GRUBU

 INFORMATION, COMMUNICATION, ART and MEDIA PUBLISHING GROUP

© ICAM Publishing

Gazetemiz www.yazarportal.com, (Yazarportal) basın meslek ilkelerine uymaya söz vermiştir.
Yazıların tüm hukuksal hakları yazarlarına aittir. Yazarlarımızın izni olmaksızın, yazılar, hiç bir yerde kaynak gösterilmeksizin kısmen veya tamamen alıntı yapılamaz.

Sonuç yok
Tüm sonuçları gör
  • Ana Sayfa
  • Köşe Yazarları
  • Künye
  • Yayın İlkeleri
  • Yazar Müracaatı
  • Kurumsal
    • Misyon
    • Yayın Grubumuz
    • Logo
    • Reklam Tarifesi
  • Yazar Girişi
  • E-Posta

© 2008 - 2021 Yazar Portal | Türkiye Interaktif Köşe Yazarı Gazetesi

Yeniden Hoşgeldin

Aşağıdan hesabınıza giriş yapın

Şifrenimi unuttun?

Parolanızı alın

Şifrenizi sıfırlamak için lütfen kullanıcı adınızı veya e-posta adresinizi girin.

Giriş yap