Doğa, çocuk için oyun parkıdır. Çocuk parkta, kendini ipten kazıktan sakınmaz. Çocuk mu? Allah korur!
Çocuk düşer ağlar, düşersin güler.
Doğa çam ağaçları, orman gülü ve kır çiçekleriyle her türlü güzelliği barındırır. Burada çocukları ikaz diye bir merci yoktu. Düşer, kalkar ve oyuna devam eder.
Odun yüküyle gelen teyze, yükünü bıraktı, elindeki orağı salladı. Bu bir ikazdı, atlamayın altta dal olur bir tarafınızı incitirsiniz, dedi.
Teyzeye baktık ve incinmek bize göre değil, dedik.
Orman gülünün üzerinden, çimene kadar kayarak geliyorduk. Kardeşim sessiz olun, geliyor, dedi. Teyzenin peşinden, omuzunda tomrukla, sakallı amcanın geldiğini gördük. Gizlendik. Sessizce bekledik.
Omuzundan kütüğü attı ve su içti. Tekrar kütüğü omuzladı ve gitti. Saklandığımız yerden çıktık. Sakallının oğlunun çocukları da bizimleydi. Bizi görse, baltasıyla keserim diyerek, kovalardı.
Öndeki çocuk, orman gülünden kayıp çimene doğru gitti. Biz de peşine, gidiyoruz. Önden giden çocuk, ısırgan otunun küme halinde olduğu yere düştü. Yandım diye bağırdı. Biz ayağa kalktık ve düştüğü yere geçtik.
Isırganlarla mücadele eden çocuk, yandım diyor ama oradan da çıkıp kaçamıyordu. Yanına vardık. Elinden tuttuk ve çektik. Hemen suya koştuk. Isırganın yaktığı yerlere çamur sürdük. Biraz olsun yanmanın azaldığını söyledi.
Çocuğu iyice çamura buladık. Çocuk çamurun ve yanmanın etkisiyle titredi. Fakat yanmaya karşı biraz daha rahatladı.
Üşümeye başlayınca da çamurlarını yıkadık. Giyindi ve obaya koştuk. Çocuk annesine ısırgan yaktı, demiş ve dayaktan kurtarmış.
Anne, oğlunun yanmasını, sordu. Biz de doğrusunu anlattık. Yandığını onu çamura buladığımızı ve yanması gittiğini söyledik. Ama üşüdü, onun için koşarak eve geldik. Koşarken de onu yalnız bırakmadık. Isırganı çimen zannetmiş ve içerisine atlamış.
Çamura bulamasak, soluk almada güçlük çekiyordu. Üşüdü ama yanmaktan ve soluk alamamaktan onu kurtardık.
Annesine bir teyzenin, çamur sürün dediğini söylemedik, yoksa yanmaya devam edecekti.
Hasan TANRIVERDİ















