Bir varlık ya da yokluk meselesiydi.
Belki de var olma çabasıydı yok olduğunu bile bile.
Kendini tanıma, hayata tutunmak için nedenler arama, bulma durumuydu.
Belki de bu amaç hayattaki temel ve tek gayesiydi.
Sorgulamaya başladığı yaşlarda belki de çok geç kalmıştı ama farkında değildi tanımak bulmak için.
Ama olsun… İnsanın hayatta belki de hiç karşılaşmayacağı durumla karşı karşıyaydı.
Sorgulama dürtüsü, bulma çabası, merak etme, araştırma duygusunun götürdüğü sürecin “son” olacağını bilmiyordu.
Sadece varlık ya da yokluk, nedenlik-niçinlik meselesi, aradığını bulma, merakını giderme olarak sınırlandırılabilecek, tam da “Evet buldum.” Denilebilecek noktada hayatın ona bambaşka gerçek yüzünü göstereceğinden habersizdi.
Tek amacı vardı; sorgulamak, kendini bulmak. Gerçekleri bulmak.
Hayallerini duygularını belki de ilk kez sözcüklere döktü bu uğurda…
Apaçık hiç çekinmeden, korkmadan ifade etti haykırırcasına duygularını, çocukluğunu, “benim” sandığı mutlulukları.
Hiç bu kadar dürüst olmamıştı kendine, başkalarına olduğu kadar.
Aslında bu dava varlık davasıydı, var olma nedenlerini ortaya çıkarma çabasıydı, mutlu olduğu küçük şeyleri sözcüklere dökerek mutluluğunu kendi kendine arttırma gayretiydi.
Küçük dünyasını dünya sanmasıydı onu “son”a götüren.
Tam olarak böyle çıktı zorlu, taşlı, upuzun ama mis kokuların çocukluğundaki mutluluklara götürdüğü sonunda “herşeyim” dediği gri çatılı kırmızı eve uzanan yola…
Çok ama çok mutluydu.
Bir o kadar da gururluydu.
Gurur duyuyordu kendisiyle.
Kim mutlu olmaz ki yaşadığı küçük mutlulukları minik yüreğinde hissetmekle…
Kendi küçük dünyasını başkalarıyla paylaşmaktan…
Tüm dünyanın bundan ibaret olduğunu sanmaktan…
Herşeyi keşfetmiş görünmekten…
Pahabiçilemez…Sanıyordu…Ki “Tam olarak da öyle oldu.
Mutlu son…” demeyi çok isterdim.
Onca yılın güzellikleri, iyisiyle kötüsüyle yaşadıkları, kendinin sandıkları, paylaştıkları, hayata dair herşeyi, gerçek zannettikleri, yalanları, kandırıldıkları…
Hepsi yalan… İşte “gerçek“ şimdi başlıyor…
Hazır mısınız?
Belki evet… Ama herşeyini kaybetmiş “var“ sandıkları hayalden ibaretmiş, yaşadıkları onca şey anlamsızlaşmış ve geleceğe dair nasıl bir pencereden bakması gerektiğini bilemeyen “BEN”.
Hazır değilim…
Çok canım acıyor.
Bambaşka birine zorunlu olarak dönüşüyor olmanın sancılarını tüm iliklerimde hissediyorum.
Değişiyor “var oluyorum” derken yok oluyorum ilmek ilmek.
İçimdeki çığlığı duyan yok.
Yüzümdeki kaygıyı gören yok.
Yaşadığım herşeyin “kabusmuş” bile denmeyecek kadar acımasızca beni vurmasına, yaralamasına, izin vermenin huzursuzluğu, canımı yakması, huzursuzluğum, kızgınlığım…
Nereden bakarsanız bakın ıssız bir çöle düşmenin bile ödülmüş diyeceğim noktada olmanın acısını iliklerimde hissetmek…
Öyle acı, öyle çaresiz, öyle fena…
Sanki kıpırdasam canım yanacak, kendi kaleme bir gol daha atacağım.
Korku, hayal kırıklığı, umutsuzluk, ümitsizlik…
“Var oluş yolculuğu” sandığım hikâyenin sonunun “yoklukla” bitmesi…
İşte tam olarak buradayım.
Görebiliyor musunuz beni?
Keşke ben de görebilsem.
Keşke ben de gözlerimle göz göze gelebilsem…
Keşke ben de dokunabilsem tüm şefkatimle sarı saçlarıma…
Keşke ben de adım atabilsem upuzun yolun sonundaki gri çatılı kırmızı eve…
Keşke ben de hissetsem kendimi…
“Varlık“ davamın var olduğunun farkına varabilsem…
Keşke ben de “mutluluk” kelimesinin ne anlama geldiği üzerine sahte olduğunu bile bile saçma sapan yorumlar yapabilsem…
Keşke ben de “doğruluk”u tarif edebilsem…
Keşke ben de “nereden nereye“ derken geldiğim yolları anlatabilsem…
Keşke ben de “insana ait sıfatları anlayabilsem, tarif edebilsem, görebilsem…
Hayattaki en büyük zenginlik “keşke” dememekmiş.
Bunu öğrendiğimde ne çok “keşkeler” biriktirmişim artık çok geç.
”Bu kadar mı olur?” diyorsun? Hep “bu kadar” ın daha fazlasına şahit oluyorsun.
Daha fazlasını iliklerin sızlaya sızlaya yaşıyorsun kendini kaybedercesine…
Hiçbir zaman hiçbir şeye “keşke” demeyen ben hayatım “keşke “olmuş.
Gülüyorum…
Kaderi çok güldürdük kendimize bencilce planlar yaparken.
Yunus Emre’nin dediği gibi;“ Her şeyin bir vakti vardır.
Herşey zamanda gizli.
Zamanın içinden çıkacak yaşayacakların.
Ne bir salise önce ne de sonra…
Tam da “o an”.
Sabır gerekir zamanın getirdiklerini görmek için.
Başını yastığa dua ile koyduğun gecelerin sayısını zihninde tutamayana kadar…
Sabır…
Hem oldurur hem öldürür.
“Benim” sandıkların bile “HİÇ “olur.
Bedenin bile…






















