Bazen insanın gözleri dalar uzaklara. Ne gördüğünü bilmeden, ne aradığını tam olarak anlatamadan bakar ötelere. Belki bir güneş doğar karşısında, belki gökyüzünde uçan bir kuş geçer; ama insanın gönlü yine aynı yerde takılı kalır. Çünkü bazı insanlar vardır, gözün değil, gönlün arar onları.
Ben de seni böyle arıyorum. Doğan güneşin sıcaklığında, rüzgârın sesinde, gökyüzünde süzülen kuşların kanadında… Sanki her yol sana çıkacakmış gibi bakıyorum uzaklara. İçimde öyle büyük bir özlem var ki, dağlar önüme çıksa Ferhat gibi yarıp geçmek, yollar uzasa hiç düşünmeden yürümek istiyorum. Çünkü insan gerçekten özlediğinde mesafelerin ne kadar uzun olduğunun bir anlamı kalmıyor.
Bazen Musa gibi önümde denizler belirdiğini düşünüyorum. Aşılmaz sandığım yolların, geçilmez sandığım engellerin karşısında yine de yürümek istiyorum. Çünkü insanın gönlünde bir umut varsa, en büyük engel bile küçülüyor.
Bazen de Yusuf’u düşünüyorum. Karanlık kuyuların ardından gelen aydınlığı, sabrın sonunda erişilen güzel günleri… Belki benim de içimde bir kuyu var; derin, sessiz ve kimsenin bilmediği. Ama biliyorum ki sabırla bekleyen gönül, bir gün kendi sultanlığına kavuşur.
Sonra Yakup geliyor aklıma. Yıllarca süren hasretin insanın yüreğinde nasıl bir iz bıraktığını düşünüyorum. Ve seni gördüğüm gün, belki hiçbir şey söyleyemem. Sadece bakarım. İçimde yıllardır biriktirdiğim bütün özlem gözlerimden dökülür.
Belki sana gelmek için büyük bir sebebe ihtiyacım yoktur. Bir yol, bir bahane, bir umut yeter bana. Çünkü gönlüm çoktan kararını vermiştir.
Benim sana değil yalnızca; sende bulacağım huzura, hasretin biteceği o ana, gözlerimin artık uzaklara dalmayacağı güne gelesim var.
Kısacası, bütün yolları aşıp sana gelesim var. Bu yolculuk belki uzun, belki zor, belki de sessiz olacak. Ama gönlümde taşıdığım sevda oldukça, hiçbir mesafe gözümde büyümeyecek. Çünkü bazı kavuşmalar vardır, insan onlara yürürken kendini yeniden bulur.
Furkan MİKEL















