Bizim Toprakların Havası
Mevsimler sadece takvim yapraklarını, toprağın kokusunu ya da yaprakların dökülüşünü değiştirmez; gökyüzündeki ışığın görünüşünü, o ışığın insana dokunan rengini ve duygusunu da değiştirir. Gökyüzü aynı gökyüzüdür, güneş de her mevsim aynı güneştir. Ama ışığı, zamanın ve doğanın içinde başka başka görünür.
Yaz aylarında güneş, büyük bir cömertlikle iner yeryüzüne. O anlarda gökyüzü, aydınlığın ve sıcağın yeryüzünü sarıp sarmaladığı derin bir kavuruculukla dolar. Işık öylesine güçlü, öylesine boldur ki, tarlaların üzerinden yükselen titrek sıcaklık dalgaları dünyayı eritir gibi parlar. Yaz güneşi gökte sadece durmaz; ortalığı yakar, kavurur, toprağın çatlayan yüzüne sarsılmaz bir canlılık damgası vurur.
İlkbaharda ise bu yakıcı güç yerini bambaşka bir dirilişe bırakır. İlkbaharın güneşi ne yazın o sert sıcaklığına benzer ne de kışın çekingenliğine. Toprağın altından başını kaldıran filizler gibi kıpır kıpır, taptaze; insanı ve börtü böceği neşeyle uyandıran bir uyanış müjdecisidir. Yüzünüze vuran ilkbahar ışığı, uykudan yeni uyanmış bir çocuğun gözlerindeki parıltı gibidir; hem canlı hem de umut doludur.
Kış kapıya dayanıp göğü gri bulutlar sardığında güneş de biraz geri çekilir. Kış güneşi daha sönük görünür; üşüyen, kendini saklayan, insanı ısıtmaktan çok varlığını hatırlatmakla yetinen soluk bir ışık gibidir. Bozkırın üzerine yayılan o buz gibi griliğin içinde güneş, uzaktan bakan mahzun bir göz gibi ışığını kısmış görünür.
Fakat güneşin en derin, en iç sızlatan hâli sonbaharda ortaya çıkar. Sonbaharda ışık birden değişmiş gibidir; o bildiğimiz güçlü görüntüsünden sıyrılıp daha yumuşak, daha soluk bir hâle bürünür. Hafifçe sararmış, gücünü yavaş yavaş geri çeken, insanı hüzne ve düşünmeye çağıran duru bir ışıktır bu. Bozkırın damlarında, sararan yaprakların üzerinde, gidenin arkasından el sallayan yorgun bir dost gibidir sonbahar güneşi. O soluk ışığın içinde bir vedanın güzelliği, bir dönemin kapanışının sessizliği ve doğanın kışa hazırlanan sessiz teslimiyeti saklıdır.
Üstelik güneş gökte yalnız yol almakla kalmaz; yeryüzündeki yönler bile ondan farklı bir pay alır. Kuzey ile güney hiçbir zaman aynı ışıkla ısınmaz. En şanslısı şüphesiz güneydir; güneş en çok onu sever, en cömert ışığını ilk onun üzerine bırakır. Kuzey ise hep o serin, gölgede kalmış mahzun yüzüyle bekler. Doğu sabahın ilk taptaze pırıltısıyla uyanırken, batı günün sonunda en derin kızıllığıyla sarıp sarmalar vedayı.
Kısacası, güneş gökte her gün aynı güneştir; ama ışığı bize her mevsimde ve her yönde başka türlü görünür. Bazen yakar, bazen uyandırır, bazen ısıtmaya çalışır, bazen de sessizce uzaklaşan bir dostu hatırlatır. Belki de bu yüzden insan, aynı güneşe her mevsim başka bir duyguyla bakar. Çünkü ışık yalnızca gözümüzün gördüğü bir aydınlık değildir; baktığımız anda içimizde taşıdığımız duyguların da bir aynasıdır.















