Bir ülkenin ekonomisini yalnızca büyüme oranları, ihracat rakamları, faiz göstergeleri veya borsa endeksleri üzerinden okumak, ekonominin asıl hayat damarlarından birini gözden kaçırmaktır. Çünkü ekonominin gerçek yüzü çoğu zaman büyük şirketlerin yönetim kurullarında değil; dükkân kepenklerinin açıldığı sabahlarda, pazarlarda kurulan tezgâhlarda, depolarda yapılan sevkiyatlarda ve üretici ile tüketiciyi buluşturan ticari ilişkilerde ortaya çıkar.
Bu açıdan bakıldığında esnaf, tüccar ve komisyoncu yalnızca ekonomik aktörler değildir. Bunlar aynı zamanda toplumun güven ilişkilerini, alışveriş kültürünü ve ekonomik dayanışma biçimlerini taşıyan kurumlardır.
Esnaflık yalnızca dükkân işletmek değildir
Esnaflık, Türk toplumunun ekonomik ve sosyal tarihinde sıradan bir meslek tanımının çok ötesine geçmiştir.
Ahilik geleneğinden modern küçük işletmelere uzanan çizgide esnaflığın temelinde yalnızca “mal alıp satmak” değil, işini dürüst yapmak, müşterisini korumak, mesleğinin itibarını gözetmek ve bulunduğu çevreye karşı sorumluluk taşımak anlayışı vardır.
Bu nedenle iyi bir esnafın sermayesi yalnızca kasasındaki para değildir.
Asıl sermayesi itibarıdır.
Bir müşterinin yıllarca aynı dükkâna gitmesinin, bir üreticinin aynı tacirle çalışmasının veya bir mahallede belirli bir işletmenin güvenilir kabul edilmesinin arkasında çoğu zaman bilanço tablolarında görünmeyen bir ekonomik değer vardır: güven sermayesi.
Modern iktisat literatüründe güvenin işlem maliyetlerini azaltan önemli bir unsur olduğu kabul edilir. Taraflar birbirine güvendiğinde sözleşme, denetim, ihtilaf ve tahsilat maliyetleri azalır. Başka bir ifadeyle ahlaki davranış, yalnızca etik bir tercih değil; aynı zamanda ekonomik verimliliğin de unsurlarından biridir.
İşte geleneksel esnaflık kültürünün bugüne taşıdığı en önemli miraslardan biri budur.
Ticaret, üretim kadar değerlidir
Toplumlarda zaman zaman ticaretin üretimin karşısında konumlandırıldığı görülür.
Oysa üretmek kadar üretileni doğru zamanda, doğru yerde ve doğru alıcıyla buluşturmak da ekonomik değerdir.
Bir ürünün tarladan, fabrikadan veya atölyeden çıkması ekonomik sürecin sonu değildir. Ürün depolanacak, taşınacak, pazarlanacak, fiyatlanacak ve nihayet tüketiciye ulaşacaktır.
Bu zincirin her halkasında ticaret vardır.
Ticaret erbabının görevi, yalnızca fiyat farkından kazanç elde etmek değildir. Ticaret; bilgi, risk, zaman, lojistik, finansman ve pazar erişimi yönetimidir.
Tüccar bazen üreticinin ulaşamadığı pazara ulaşır. Bazen tüketicinin ihtiyaç duyduğu ürünü bulur. Bazen fiyat riskini üzerine alır. Bazen de stok ve finansman yükünü taşır.
Dolayısıyla ticaretin ekonomik sistem içerisindeki rolünü yalnızca “aracılık” kelimesiyle açıklamak eksik kalır.
Çünkü piyasa ekonomisinin temel sorularından biri şudur:
Üretici ile tüketici birbirini nasıl bulacaktır?
İşte ticaret bu sorunun cevabıdır.
Komisyonculuk: Aracılığın ötesinde bir uzmanlık
Komisyonculuk ise ticaret zincirinin en fazla yanlış anlaşılan alanlarından biridir.
Komisyoncu, klasik anlamıyla üretici veya mal sahibi adına alıcı bulabilen, piyasayı takip eden, fiyat oluşumuna katkı sunan ve taraflar arasındaki işlemin gerçekleşmesini kolaylaştıran bir ekonomik aktördür.
Özellikle tarım ürünleri, emtia ve belirli sektörlerde komisyonculuk, piyasanın bilgi akışında önemli bir fonksiyon üstlenebilir.
Üretici her zaman nihai tüketiciyi tanımayabilir.
Tüketici de her zaman üreticiyi bulamayabilir.
İşte burada komisyoncunun piyasa bilgisi devreye girer.
Hangi bölgede hangi ürünün bulunduğunu, hangi ürünün talep gördüğünü, hangi kalitenin tercih edildiğini ve piyasa koşullarının nasıl değiştiğini bilen komisyoncu, ekonomik aktörler arasındaki bilgi asimetrisini azaltabilir.
Ancak tam da bu nedenle komisyonculuk mesleğinin en önemli sermayesi paradansa önce itibar ve güvenilirliktir.
Çünkü komisyoncu taraflardan birinin bilgisini diğerinin aleyhine kullanırsa piyasa mekanizması zarar görür. Şeffaflık zayıflarsa güven azalır. Güven azalınca da işlem maliyetleri yükselir.
Dolayısıyla komisyonculukta etik standartlar, yalnızca mesleki bir tercih değil; piyasanın sağlıklı işlemesinin şartıdır.
Sorun aracılık değil, değersiz aracılıktır
Türkiye’de ticaret ve aracılık tartışmalarında sık yapılan bir hata vardır:
Aracıyı ekonominin gereksiz unsuru olarak görmek.
Oysa mesele aracılığın varlığı değil, aracılığın hangi koşullarda ve ne kadar katma değer ürettiğidir.
Eğer bir aracı; üreticinin pazara erişimini sağlıyor, lojistik yükü üstleniyor, ürünün değerini koruyor, piyasa bilgisi sağlıyor ve ticari riski taşıyorsa ekonomik bir fonksiyon icra ediyor demektir.
Fakat yalnızca bilgi avantajını kötüye kullanıyor, şeffaf olmayan fiyat mekanizmaları oluşturuyor veya üretici ile tüketici arasındaki güç dengesizliğini istismar ediyorsa burada tartışılması gereken mesele aracılık değil, piyasa yapısının kendisidir.
Bu ayrım yapılmadan yürütülen her tartışma, sorunun gerçek kaynağını perdeleme riski taşır.
Esnafın en büyük problemi yalnızca maliyet değildir
Bugünün esnafı geçmişin esnafından farklı bir ekonomik ortamda faaliyet gösteriyor.
Kira giderleri, enerji maliyetleri, işçilik, vergiler, finansmana erişim, dijitalleşme, e-ticaret platformları ve değişen tüketici davranışları küçük işletmeler üzerinde ciddi baskılar oluşturuyor.
Ancak burada önemli bir paradoks var.
Teknoloji büyük işletmelere ölçek avantajı sağlarken küçük işletmelere de daha önce ulaşamadıkları müşterilere erişme imkânı sunuyor.
Bugün bir esnafın yalnızca sokağındaki müşteriye değil, ülkenin hatta dünyanın farklı bölgelerindeki tüketicilere ulaşabilmesi mümkündür.
Fakat dijitalleşmenin fırsata dönüşmesi için esnafın yalnızca sosyal medya hesabı açması yetmez.
Dijital muhasebe, e-ticaret, veri analizi, müşteri yönetimi, çevrim içi ödeme sistemleri ve dijital pazarlama gibi alanlarda bilgi sahibi olması gerekir.
Geleneksel esnaflık artık dijital yetkinlikle birleşmek zorundadır.
Ticarette ahlak, ekonominin görünmeyen altyapısıdır
Ekonomi konuşulurken çoğu zaman “sermaye”, “yatırım”, “üretim” ve “finansman” kavramlarını öne çıkarıyoruz.
Fakat bunların sağlıklı işlemesi için bir başka unsur daha gerekiyor:
Ahlak.
Eksik tartı, yanıltıcı fiyat, düşük kaliteli ürünü kaliteli gösterme, kayıt dışılık, sözünde durmama, borcu zamanında ödememe veya piyasa bilgisini kötüye kullanma gibi davranışlar yalnızca bireysel yanlışlar değildir.
Bunlar piyasanın güven altyapısını aşındırır.
Bir piyasada güven azaldığında herkes daha fazla teminat ister, daha fazla sözleşme yapar, daha fazla kontrol mekanizması kurar ve daha fazla risk primi talep eder.
Bunun sonucunda ticaret pahalılaşır.
Bu nedenle ticaret ahlakı, romantik bir geçmiş özlemi olarak değil, ekonomik rasyonalite açısından da değerlendirilmelidir.
Yeni dönemin esnafı nasıl olmalı?
Geleceğin esnafı yalnızca dükkânının kapısını açan kişi olmayacaktır.
O;
müşterisini tanıyan,
maliyetini hesaplayan,
teknolojiyi kullanan,
vergisini ve yükümlülüklerini bilen,
tedarik zincirini yöneten,
finansman riskini hesaplayan,
meslek ahlakına sahip çıkan
ve değişen tüketici davranışlarını okuyabilen girişimci olacaktır.
Aynı şekilde geleceğin tüccarı da yalnızca mal alıp satan kişi değildir.
Piyasa verisini okuyabilen, risk yönetebilen, finansal araçları anlayabilen ve ulusal olduğu kadar küresel piyasaları takip edebilen bir aktör olmak zorundadır.
Komisyonculuk da bundan bağımsız değildir.
Geleceğin komisyoncusu, “malın nerede olduğunu bilen kişi” olmaktan çıkarak piyasa bilgisini analiz eden, taraflar arasında güven oluşturan ve ticari süreci profesyonel biçimde yöneten uzman kimliğine dönüşmelidir.
Son söz
Bir ekonominin gücü yalnızca büyük fabrikalarının büyüklüğüyle ölçülmez.
O ekonominin küçük işletmelerinin dayanıklılığı, esnafının itibarı, tüccarının öngörüsü ve piyasa aktörlerinin birbirine duyduğu güven de en az makroekonomik göstergeler kadar önemlidir.
Esnaf sokağın ekonomisidir.
Tüccar piyasanın hareket kabiliyetidir.
Komisyoncu ise doğru kurulduğunda üretici ile alıcı arasındaki bilgi ve erişim köprüsüdür.
Fakat bütün bu aktörleri birbirine bağlayan temel unsur paradansa önce güvendir.
Çünkü ticaretin başlangıç noktası para gibi görünse de devamlılığını sağlayan şey itibardır.
Bir esnafın yıllar içinde oluşturduğu müşteri çevresi, bir tüccarın piyasadaki adı ve bir komisyoncunun taraflar nezdindeki güvenilirliği, muhasebe kayıtlarında tam olarak görünmeyen; fakat ekonomik hayatın gerçek değerlerinden olan bir sermayedir.
Bugün Türkiye’nin ihtiyacı yalnızca daha fazla ticaret yapmak değildir.
Daha şeffaf, daha verimli, daha kurumsal ve daha güvenilir ticaret yapabilmektir.
Çünkü güçlü ekonomi yalnızca çok satan ekonomiler değildir.
Güven üreten ekonomiler güçlüdür.
Mehmet GÖKSELLİ
Editör-Yazar-Yayın Kurulu Üyesi-Denetmen















