Bir çocuğun başarı hikâyesi çoğu zaman karnesindeki notlarla, kazandığı sınavla ya da aldığı diplomayla anlatılır. Oysa başarı, okul kapısında başlamaz. Çocuğun başarıya ilişkin ilk algısı evin içinde şekillenir.
“Yapabilirsin” diyen bir anne-baba, bazen en iyi öğretmenden daha güçlü bir başlangıç noktasıdır. Hatasında çocuğunu aşağılamayan, başarısında ise onu yalnızca sonuç üzerinden değerlendirmeyen aileler, aslında akademik başarının çok daha ötesinde bir beceri inşa eder: Kendine güvenen, sorumluluk alabilen ve zorluklar karşısında yeniden deneyebilen birey olmak.
Bugün eğitim sistemlerini, sınavları, müfredatları ve teknolojik imkânları tartışıyoruz. Elbette bunların tamamı önemlidir. Ancak bütün bu unsurların üzerinde yükseldiği daha temel bir yapı vardır: aile ortamı.
Başarı baskıyla mı, güvenle mi gelir?
Ebeveynlerin çocukları için yüksek beklentilere sahip olması anlaşılabilir bir durumdur. Her anne-baba çocuğunun iyi bir eğitim almasını, meslek sahibi olmasını ve hayatta başarılı olmasını ister.
Ancak burada ince bir çizgi vardır.
Beklenti, çocuğa “Sana inanıyorum” mesajı verdiğinde motive edicidir. “Başaramazsan değerini kaybedersin” mesajına dönüştüğünde ise baskıya dönüşür.
Çocuğun sürekli notlarıyla, sınav sonuçlarıyla veya akranlarıyla kıyaslanması; başarının bir gelişim süreci değil, bir değer ölçüsü olduğu düşüncesini besleyebilir.
Oysa sağlıklı aile yaklaşımı şudur:
“Sonuç ne olursa olsun sen değerlisin; ama potansiyelini ortaya koymak için elinden geleni yapmalısın.”
Bu cümle, hem koşulsuz kabulü hem de sorumluluk bilincini aynı anda taşır.
Başarı yalnızca zekâ meselesi değildir
Modern eğitim ve gelişim araştırmaları bize önemli bir gerçeği hatırlatıyor: Bir çocuğun akademik başarısını yalnızca bilişsel kapasitesi belirlemez.
Dikkatini sürdürebilmesi, plan yapabilmesi, zamanı yönetebilmesi, başarısızlık karşısında duygularını düzenleyebilmesi, gerektiğinde yardım isteyebilmesi ve uzun vadeli hedefler için kısa vadeli fedakârlıklarda bulunabilmesi de başarıda belirleyici rol oynar.
Bu becerilerin önemli bir bölümü ise aile içinde öğrenilir.
Çocuğuna “Ders çalış!” demek kolaydır.
Asıl mesele, çocuğa nasıl çalışacağını öğretmektir.
Bir hedef belirlemek, hedefi küçük parçalara ayırmak, çalışma ve dinlenme zamanını planlamak, yapılan hatayı analiz etmek ve gerektiğinde yöntemi değiştirmek…
Bunlar hayatın her alanında kullanılabilecek becerilerdir.
Dolayısıyla başarıya götüren aile, çocuğun yerine ödev yapan veya onun bütün problemlerini çözen aile değildir.
Tam tersine, çocuğun kendi problemlerini çözebilmesi için ona alan açan ailedir.
En büyük miras: Sorumluluk duygusu
Bugünün ebeveynlerinin önemli bir açmazı var.
Çocuklarının üzülmesini istemiyorlar.
Bu nedenle bazen çocuklarının karşılaştığı her engeli ortadan kaldırıyorlar. Unutulan ödev okula yetiştiriliyor, hazırlanmayan çanta hazırlanıyor, alınmayan sorumluluğun sonucu anne-baba tarafından telafi ediliyor.
İyi niyetle yapılan bu müdahaleler, uzun vadede çocuğun bağımsızlaşmasını zorlaştırabilir.
Çünkü çocuk, sorumluluk almayı ancak sorumluluk aldığında öğrenir.
Başarıya götüren aile çocuğun önündeki bütün taşları temizlemez. Ona, bazı taşlara takılabileceğini ve düştüğünde yeniden kalkabileceğini öğretir.
Çünkü gerçek hayat sınavlardan ibaret değildir.
İş görüşmeleri vardır. Başarısız projeler vardır. Hayal kırıklıkları vardır. Ekonomik güçlükler, ilişkisel sorunlar, yanlış kararlar ve beklenmedik değişimler vardır.
Çocuğu hayata hazırlamak, onu bütün zorluklardan korumak değil; zorluklarla baş edebilecek donanıma kavuşturmaktır.
Evdeki iletişim, okul başarısını da etkiler
Bir evde çocuk soru sorduğunda küçümseniyorsa, hata yaptığında aşağılanıyorsa, düşüncesini ifade ettiğinde susturuluyorsa orada yalnızca iletişim problemi yoktur.
Öğrenme ortamı da zarar görür.
Çünkü öğrenmenin temelinde merak vardır. Merakın temelinde ise güven.
Çocuk, “Yanlış cevap verirsem benimle dalga geçilir” diye düşünüyorsa soru sormaktan kaçınabilir. “Hata yaparsam başarısız kabul edilirim” düşüncesi, deneme cesaretini azaltabilir.
Bu nedenle aile içinde şu kültürün kurulması önemlidir:
Hata yapmak ayıp değildir; aynı hatadan hiçbir şey öğrenmemek gelişim açısından daha büyük bir kayıptır.
Bir çocuğun yanlış cevabını hemen düzeltmek yerine, “Sence nerede farklı düşünebiliriz?” diye sormak bazen doğru cevabı vermekten çok daha değerlidir.
Çünkü amaç yalnızca doğru cevabı öğretmek değil, doğru düşünme alışkanlığı kazandırmaktır.
Başarıya götüren aile nasıl olur?
Başarıya götüren ailenin kusursuz olması gerekmiyor.
Çocuk yetiştirmek zaten kusursuzluk projesi değildir.
Ancak bazı temel ilkeler, aile ortamını güçlü bir gelişim alanına dönüştürebilir:
Çocuğu kardeşleriyle veya akranlarıyla sürekli kıyaslamamak,
Başarıyı yalnızca not ve sınav sonucuyla ölçmemek,
Çabanın yanı sıra doğru çalışma yöntemini de desteklemek,
Yaşına uygun sorumluluklar vermek,
Hata yaptığında aşağılamak yerine hatayı analiz etmeyi öğretmek,
Çocuğun yerine karar vermek yerine karar verme becerisini geliştirmek,
Dinlemek ve gerçekten dinlediğini hissettirmek,
Ekran, ders, uyku ve sosyal yaşam konusunda tutarlı sınırlar koymak,
Başarı kadar dürüstlük, emek, saygı ve sorumluluğu da değerli görmek,
Ve belki de en önemlisi: Çocuğa, başarısız olduğunda da yanında olunacağını hissettirmek.
Çünkü çocuk söylediklerimizden çok yaptıklarımızı öğrenir
Ebeveynlerin çocuklarına verdiği en güçlü eğitim, çoğu zaman sözlü değildir.
Çocuk, anne-babasının sorun karşısındaki davranışını izler.
Anne-baba hata yaptığında özür diliyorsa çocuk özür dilemeyi öğrenir.
Zorluk karşısında çözüm arıyorsa çocuk mücadeleyi öğrenir.
Kitap okuyorsa kitapla ilişki kurar.
Sürekli telefonla meşgulse, teknoloji kullanımının nasıl olması gerektiğine dair verilen nasihatlerin etkisi azalır.
Bu nedenle çocuk yetiştirmenin en güçlü yöntemi, model olmaktır.
Çocuğa “Sorumluluk sahibi ol” demeden önce sorumluluğu yaşamak gerekir.
“Kitap oku” demeden önce evde kitapla görünür bir ilişki kurmak gerekir.
“Sabırlı ol” demeden önce çocuğun hatasına karşı sabır göstermek gerekir.
Son söz: Başarı bir hedef değil, bir karakter meselesidir
Eğitim dünyasında başarıyı konuşurken çoğu zaman şu soruyu soruyoruz:
“Çocuğumuz hangi üniversiteyi kazanacak?”
Belki de daha önemli sorularımız olmalı:
Kendi kararlarını verebilecek mi?
Başarısız olduğunda yeniden başlayabilecek mi?
Eleştiriye açık olacak mı?
Sorumluluk alabilecek mi?
Başkalarının başarısını tehdit olarak görmek yerine takdir edebilecek mi?
Kendisine ve çevresine saygı duyacak mı?
İyi bir okul çocuğa bilgi kazandırabilir.
İyi bir öğretmen ona yol gösterebilir.
Ancak aile, çocuğun başarıya ve hayata bakışının temelini atar.
Bu nedenle başarıya götüren aile, çocuğunun önüne sürekli yeni hedefler koyan aile değildir.
Onun kendi hedeflerini belirleyebilmesini sağlayan ailedir.
Çocuğun elinden tutmak önemlidir.
Fakat bir gün o eli bırakıp kendi yolunda yürüyebilmesini sağlamak daha önemlidir.
Çünkü gerçek başarı, çocuğun anne-babasının çizdiği yolda ne kadar hızlı ilerlediği değil; kendi yolunu bulduğunda ne kadar sağlam yürüyebildiğidir.
Sağlıcakla kalın.
Mehmet GÖKSELLİ
Editör-Yazar-Denetmen















