Bu Zulüm Daha Ne Kadar Sürecek?
Yıllarca çalışan, alın teri döken, devlete vergisini veren ve primini eksiksiz ödeyen milyonlarca emekli bugün hayatının en zor günlerini yaşıyor.
Bir ömür çalışmanın karşılığı huzur içinde yaşamak olmalıydı. Ne yazık ki bugün emeklilik, birçok insan için yoksullukla mücadele etmek anlamına geliyor. Pazarda etiketlere uzaktan bakan, markete hesap makinesiyle giren, kirasını, elektrik ve doğal gaz faturasını nasıl ödeyeceğini düşünen milyonlarca emekli var. Torununa harçlık veremediği için mahcup olan, geçinebilmek adına karton, şişe ve hurda toplayan emeklilerin görüntüsü, sosyal devlet anlayışıyla bağdaşmamaktadır.
Soruyorum…
Emekliye bu zulüm neden?
Bu insanlar yıllarca devletin kasasına prim yatırdı. Maaşlarından kesilen her kuruş, emeklilik günlerinde insanca yaşayabilmeleri içindi. Bugün ise birçok emekli açlık sınırının altında yaşam mücadelesi veriyor. Yaşlılık; huzurun, dinlenmenin ve emeğin karşılığını almanın dönemi olması gerekirken, ne yazık ki geçim sıkıntısının adı hâline gelmiştir.
Eskiden emekliler maaşıyla ev alabiliyor, araba sahibi olabiliyor, çocuklarına destek olabiliyor ve birikim yapabiliyordu. Bugün ise birçok emekli yeniden çalışmak zorunda kalıyor. Pazarcılık yapan, güvenlik görevlisi olarak çalışan ya da ağır işlerde alın teri döken 65-70 yaşındaki insanları görmek artık sıradan bir manzara oldu. Oysa emeklilik yeniden ekmek kavgası verme dönemi değil, huzurla yaşanacak bir hayatın başlangıcı olmalıdır.
Emekliler sadaka istemiyor.
Emekliler, kendi alın terinin karşılığını istiyor.
Emekliler, yıllarca ödedikleri primlerin hakkını istiyor.
Bugün en düşük emekli maaşının asgari ücretin altında kalması, birçok emekli açısından adalet duygusunu zedelemektedir.
Yıllarca çalışan ve prim ödeyen bir vatandaşın emekli aylığının, insanca yaşamayı sağlayacak seviyede olması gerektiğine inanıyorum. En düşük emekli maaşı asgari ücretin üzerinde olmalı, kök aylık sistemi yeniden düzenlenmeli, Aylık Bağlama Oranı adil hâle getirilmeli ve refah payı kalıcı olarak uygulanmalıdır. Çünkü emeklilik bir lütuf değil, kazanılmış bir haktır.
Ekonomik sıkıntılar büyüdükçe kredi kartı borçları artıyor, banka kredileri çoğalıyor ve insanlar borçla yaşamaya mahkûm oluyor.
Oysa yıllarca bu ülkenin kalkınmasına katkı sunmuş insanlar, ömürlerinin sonbaharında geçim kaygısı değil, huzur yaşamalıdır.
Zaten emeklilerin büyük bir bölümü ileri yaşta ve çeşitli sağlık sorunlarıyla mücadele ediyor.
Hayatlarının bu döneminde hastane kuyruklarıyla, ilaç masraflarıyla ve geçim derdiyle mücadele etmek zorunda kalmaları büyük bir üzüntü kaynağıdır.
Üstelik emekliler artık sadece mutfağını değil, hasretini de hesaplamak zorunda kalıyor. Bir zamanlar yaz geldiğinde memleketine giden, çocuklarını ve torunlarını ziyaret eden emekliler bugün yol parasını dahi denkleştiremiyor. Otobüs bileti, yakıt ve diğer ulaşım giderleri birçok emekli için karşılanamayacak seviyeye ulaştı. Bu yüzden yıllardır doğup büyüdüğü köyünü, kasabasını göremeyen, anne ve babasının mezarını ziyaret edemeyen binlerce emekli bulunuyor.
Torununu aylarca göremeyen, bayramlarda memleketine gidemeyen, ailesiyle hasret gideremeyen emeklilerin yaşadığı bu tablo hepimizin vicdanını sızlatmalıdır. Emeklilik; sevdiklerine kavuşmanın, torunlarıyla vakit geçirmenin ve yılların yorgunluğunu huzur içinde atmanın dönemi olmalıdır.
Türkiye’nin siyasi tarihinde vatandaşlar ekonomik şartlara ilişkin memnuniyetlerini veya tepkilerini demokratik yollarla sandıkta göstermiştir. Milyonlarca emeklinin beklentilerini görmezden gelmek yerine onların sesine kulak vermek hem sosyal devlet anlayışının hem de demokratik sorumluluğun gereğidir. Emekliyi üzen bir düzen, toplumun geleceğe olan güvenini de zedeler. Mazlumun ahını değil, duasını almak her yöneticinin en büyük kazancı olmalıdır.
Avrupa’nın birçok ülkesinde emekliler seyahat ediyor, sosyal hayatın içinde yer alıyor ve torunlarıyla mutlu bir yaşam sürüyor.
Türkiye’de ise milyonlarca emekli ay sonunu getirebilmenin hesabını yapıyor. Bu tabloyu değiştirmek mümkündür.
Çözüm bellidir.
Emekli maaşları gerçek hayat pahalılığı dikkate alınarak güncellenmelidir.
En düşük emekli maaşı asgari ücretin üzerine çıkarılmalıdır.
Kök aylık sistemi ve Aylık Bağlama Oranı adaletli şekilde yeniden düzenlenmelidir.
Refah payı kalıcı hâle getirilmeli, emeklilerin alım gücü korunmalıdır.
Unutulmamalıdır ki bugün çalışan herkes yarının emeklisidir. Emekliyi yoksulluğa mahkûm eden bir sistem, çalışanların da geleceğe umutla bakmasını engeller.
Milyonlarca emeklinin sabrı tükeniyor.
Emekliler lüks istemiyor. Kimseye muhtaç olmadan yaşayabilecekleri bir gelir, torununa harçlık verebilmek, pazara çıkarken etiketlerden korkmamak, gerektiğinde memleketine gidebilmek ve ömürlerinin sonbaharını huzur içinde geçirmek istiyor.
Bu sese kulak vermek artık bir tercih değil, sosyal devlet olmanın en temel gereğidir.
Emeklinin yüzünü güldürmek, aslında Türkiye’nin geleceğine umut olmaktır.
Araştırmacı Yazar | İsmail Yaman
📧 yazarismailyaman@gmail.com
📞 WhatsApp: 0541 850 78 84
















