Liderlik, yalnızca bir makamda oturmak değildir.
Liderlik; zor zamanlarda yön göstermek, milletin umudunu diri tutmak, kriz anlarında sorumluluk almak ve ülkesinin geleceğine dair güçlü bir vizyon ortaya koyabilmektir.
İşte bu açıdan bakıldığında Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Türk siyasi hayatının son dönemine damga vuran en güçlü lider figürlerinden biridir.
Erdoğan’ı anlamak için yalnızca bugünün gündemine değil, uzun siyasi yolculuğuna bakmak gerekir. Yıllar içerisinde değişen Türkiye’nin, değişen dünyanın ve art arda gelen küresel krizlerin içerisinde siyasi sorumluluk üstlenen Erdoğan, karar alma süreçlerinde belirgin bir liderlik tarzı ortaya koymuştur.
Bu liderlik tarzının en belirgin özelliklerinden biri kararlılıktır.
Siyasette her karar alkışlanmaz. Her tercih herkes tarafından doğru bulunmaz. Fakat liderlik, çoğu zaman tam da böyle dönemlerde kendisini gösterir. Belirsizliğin arttığı, risklerin büyüdüğü ve toplumun yön aradığı anlarda sorumluluk alabilmek, liderliğin en ağır sınavlarından biridir.
Erdoğan’ın siyasi hayatında bu kararlılık önemli bir yer tutmaktadır.
Onu destekleyen milyonlarca insan açısından Sayın Erdoğan, Türkiye’nin kendi kararlarını kendi iradesiyle verebilmesi gerektiğini savunan güçlü bir liderdir. Bu kesim için onun en önemli özelliği, Türkiye’nin bölgesel ve küresel meselelerde daha fazla söz sahibi olması yönündeki ısrarıdır.
Dünya siyaseti ise bugün hiç olmadığı kadar karmaşık.
Savaşlar, ekonomik rekabet, enerji krizleri, göç hareketleri ve büyük güçler arasındaki mücadele ülkelerin önüne yeni sınamalar çıkarıyor. Böyle bir tabloda Türkiye’nin hem kendi güvenliğini ve çıkarlarını koruması hem de farklı güç merkezleriyle diplomatik ilişkilerini sürdürebilmesi kolay değildir.
Tam da burada liderliğin ikinci önemli unsuru ortaya çıkıyor:
Diplomasi ve denge.
Erdoğan’ın uluslararası siyasetteki yaklaşımı, Türkiye’yi yalnızca izleyen değil, masada ağırlığı bulunan bir aktör haline getirme hedefi üzerinden okunabilir.
Bir liderin gücü yalnızca ülkesinin sınırları içerisinde değil, uluslararası masada ülkesinin tezlerini ne kadar etkili savunabildiğiyle de ölçülür.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yıllar içerisinde farklı dünya liderleriyle kurduğu doğrudan temaslar, Türkiye’nin dış politika gündeminde daha görünür olmasına katkı sağlamıştır.
Ancak liderliği yalnızca dış politika üzerinden değerlendirmek de eksik olur.
Gerçek liderlik, milletle kurulan bağda da kendisini gösterir.
Erdoğan’ın siyasi hayatı boyunca toplumun farklı kesimleriyle doğrudan iletişim kurmaya önem vermesi, siyasi hareketinin en belirgin özelliklerinden biri olmuştur. Kimi zaman meydanlarda, kimi zaman uluslararası toplantılarda, kimi zaman kriz dönemlerinde milletine seslenen bir lider profili ortaya koymuştur.
Bu nedenle Erdoğan’ın siyasi etkisini yalnızca aldığı kararlarda değil, milyonlarca insan üzerinde oluşturduğu siyasi aidiyet duygusunda da aramak gerekir.
Elbette hiçbir lider eleştiriden uzak değildir.
Tam tersine, güçlü liderlerin en büyük sorumluluğu, kendilerine yöneltilen eleştirileri de demokratik hayatın doğal bir parçası olarak görebilmektir. Türkiye’nin geleceği açısından güçlü liderlik kadar güçlü kurumlar, hukuk, adalet, özgür tartışma ve toplumsal dayanışma da önemlidir.
Çünkü kalıcı başarı, yalnızca bir liderin gücüyle değil; milletin ortak iradesiyle inşa edilir.
Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasi mirası hakkında nihai hükmü bugün değil, tarih verecektir.
Fakat bir gerçek artık tartışılmaz biçimde ortadadır:
Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin son dönem siyasi tarihinin başrolündeki isimlerden biridir.
Onu sevenler için güçlü bir lider, kararlı bir devlet adamı ve Türkiye’nin küresel iddiasını büyüten bir siyasi figürdür.
Onu eleştirenler için ise farklı bir değerlendirme söz konusudur.
Fakat seveniyle eleştireniyle herkesin kabul etmesi gereken bir başka gerçek daha vardır:
Erdoğan, Türkiye siyasetinde iz bırakmış bir liderdir.
Liderlik bazen bir ülkeye yön vermektir.
Bazen zor zamanda geri adım atmamak…
Bazen dünyanın güçlü aktörleri karşısında ülkenizin sözünü duyurmak…
Bazen de milyonlarca insanın kendisini temsil edilmiş hissetmesini sağlamaktır.
Ve tarihin terazisinde liderler, yalnızca söyledikleriyle değil, ülkelerinin dönüşümünde bıraktıkları izlerle değerlendirilir.
Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasi yolculuğu da bu açıdan Türkiye tarihinin önemli bir bölümünü anlamak için başvurulacak en önemli siyasi hikâyelerden biri olmaya devam edecektir.
Çünkü liderlik, yalnızca bugünü yönetmek değil; geleceğe yön verecek bir iz bırakma sorumluluğudur.
Ve Erdoğan’ın siyaset sahnesindeki en belirgin özelliği, hiç kuşkusuz, Türkiye’ye dair büyük bir hedef ortaya koyma ve bu hedefin arkasında kararlılıkla durma iddiasıdır.
Mehmet GÖKSELLİ
Editör-Yazar-Yayın Kurulu Üyesi-Denetmen















