BİZE KALAN,UMUDUN IŞIĞIDIR
Bazı geceler vardır…
İnsan uyumak için gözlerini kapatır, geçmişi uyanır.
Bir yüz gelir aklına.
Bir ses…
Bir gülüş…
Bir zamanlar omzuna yaslanmış bir başın sıcaklığı…
İşte o an anlarsın; insanın en uzun yolu, sevdiğine giden yol değil, ondan ayrı kaldığında kendi içine yaptığı yolculuktur.
Özlemek biraz da budur.
Yanında olmayan birini kalbinin en yakın yerinde taşımak…
Bir şarkının içinde ona rastlamak…
Bir sokaktan geçerken bir kokunun seni yıllar öncesine götürmesi…
Kalabalığın ortasında birden yalnız kalmak…
Sonra hiçbir şey söylemeden içinden onun adını geçirmek.
Aşk bazen kavuşmak değildir.
Bazen kavuşamayacağını bile bile kalbinde bir kapıyı açık tutmaktır.
İnsan sevdiğini yanında tutamadığında bile sevgisini koruyabiliyorsa, belki de aşkın en gerçek hâli budur.
Bazı insanlar hayatımıza kalmak için değil, bize sevmeyi öğretmek için girer.
Bazıları gider ama bıraktığı iz, yıllar boyunca bizimle yürür.
Hayat biraz da böyle değil midir?
Eksilerek çoğalırız.
Kaybederek öğreniriz.
Düşerek ayağa kalkarız.
Yorularak güçleniriz.
Bazı günler insanın elinde yalnızca devam etme iradesi kalır.
Asıl mesele de belki burada başlar.
Emeğe inanmakta…
Alnındaki terin, cebindeki paradan daha kıymetli olduğunu bilmekte…
Sabah gün doğmadan yola çıkan işçinin sessizliğinde büyük bir onur vardır.
Akşam eve yorgun dönen bir babanın çocuklarına baktığı gözlerde, dünyanın bütün makamlarından daha büyük bir anlam saklıdır.
Bir annenin sofrasına koyduğu ekmekte…
Bir işçinin nasırlı ellerinde…
Bir öğrencinin defterinde…
Bir emeklinin sabrında…
Bir gencin geleceğe dair kurduğu hayalde hayatın gerçek zenginliği vardır.
Mücadele tam burada başlar.
İnsanın yalnızca kendisi için değil, başkasının hakkı için de ayağa kalkmasıyla…
Haksızlık karşısında susmamasıyla…
Güçlünün karşısında eğilmemesiyle…
Yoksulun elinden tutmasıyla…
Emeğin hakkını savunmasıyla…
Mücadele yalnızca yüksek sesle konuşmak değildir.
Bazen sessizce direnebilmektir.
Bazen herkes geri çekilirken bir adım öne çıkmaktır.
Bazen kaybedeceğini bile bile doğru bildiğinin yanında durmaktır.
Bazen de yolun sonunu göremeden yürümektir.
Barış ise yalnızca silahların susması değildir.
Bir çocuğun korkmadan uyuyabilmesidir.
Bir annenin oğlunu cepheye değil, okula uğurlamasıdır.
Bir işçinin ekmeğini huzurla evine götürmesidir.
İnsanın karşısındakini düşman değil, insan olarak görebilmesidir.
Barış, birbirimizin yarasına tuz basmak yerine merhem olabilmektir.
Dünyanın en büyük yoksulluğu belki de burada başlıyor:
İnsanın karşısındaki insanın acısını kendisine ait saymayı unutmasında…
Oysa hepimiz aynı kırılganlığın içinden geçiyoruz.
Seviyoruz.
Kaybediyoruz.
Özlüyoruz.
Bekliyoruz.
Çalışıyoruz.
Yoruluyoruz.
Bütün bunların arasında kendimize küçük bir hayat kurmaya çalışıyoruz.
Ömrümüz sandığımızdan kısa.
Kırgınlıklarımız ise sandığımızdan uzun.
İnsan bu dünyadan giderken yanında ne evini götürüyor ne parasını ne makamını…
Geriye yalnızca insanların kalbinde bıraktığı iz kalıyor.
Birine iyi geldiysen…
Bir çocuğun yüzünü güldürdüysen…
Bir mazlumun elinden tuttuysan…
Bir işçinin hakkını savunduysan…
Bir sevdiğinin kalbini incitmemek için sustuysan…
Bir düşmanınla bile barışın yolunu aradıysan…
İşte o zaman gerçekten yaşamışsın demektir.
Hayatın gerçek anlamı, kaç yıl yaşadığımızda değil; kaç insanın hayatına dokunduğumuzda saklıdır.
Ben hâlâ insanın içindeki iyiliğin tamamen ölmediğine inanıyorum.
Bazen bir yabancının uzattığı el, bütün dünyaya yeniden güvenmek için yeter.
Bazen hiç tanımadığın birinin güzel bir sözü, günlerdir taşıdığın ağırlığı hafifletir.
Bazen bir sofrada paylaşılan ekmek, yıllarca anlatılan dostluk hikâyelerinden daha gerçek bir şey söyler.
İnsan hâlâ birbirinin yarasını sarabiliyorsa, dünya henüz vazgeçilecek bir yer değildir.
Belki hayat bize her istediğimizi vermeyecek.
Bazı insanlar hiç dönmeyecek.
Bazı yaralar tamamen kapanmayacak.
Bazı özlemler ömür boyu bizimle yürüyecek.
Yine de yürümeliyiz.
Sevdiğimiz için.
Emek verdiğimiz için.
Birbirimize borçlu olduğumuz için.
Yarının bugünden daha güzel olabileceğine dair içimizde taşıdığımız o inatçı duygu için…
Çünkü insanın elinden pek çok şey alınabilir.
Evini…
Parasını…
Makamını…
Hatta sevdiği insanı bile…
İnsanın yeniden başlayabilme cesareti elinden alınmadıkça hikâye bitmez.
Belki bize düşen dünyayı bir anda değiştirmek değil.
Önce birbirimizin hayatını biraz daha yaşanır kılmak.
Bir gönlü kırmamak.
Bir elden tutmak.
Bir sofrayı paylaşmak.
Bir hakkın yanında durmak.
Bir savaşa karşı çıkmak.
Bir çocuğun geleceğini korumak.
Sevdiğimiz insanlara onları sevdiğimizi söylemek için geç kalmamak.
Çünkü hayat, sonunda bütün büyük sözlerden geriye kalan küçük iyiliklerin toplamıdır.
Geriye bir ses kalır.
Bir dokunuş.
Bir bakış.
Bir iyilik.
Bir sevda.
Belki de karanlığın ortasında yolumuzu bulmamızı sağlayan o küçücük ışık…
İnsanın insana iyi geldiği yerde, hayat yeniden başlar.
Murat İLERİ















