DÜNYADAN UZAKLAŞANLAR
İnsan ömrü dediğimiz o ince, kırılgan çizgi; zamanın yekpare akışı içinde birbirini izleyen dönemeçlerden ibarettir.
Gençken dünya bizim eksenimizde dönüyor sanırız. Hırslarımız, kavgalarımız, sabırsızlıklarımız ve bitmek bilmeyen arzularımızla hayatın tam merkezine yerleşiriz. Dünya bizim için gürültülü, cazibeli ve sanki hiç terk edilmeyecek kadar kalıcıdır.
Fakat zaman ilerledikçe, takvim yaprakları birer birer dökülüp ömür sonbaharına evrildikçe tuhaf bir şey olur.
Yavaşlayan adımlarla birlikte insanın içindeki dünya da yavaşlar.
Bir zamanlar bizi içine çeken o büyük gürültü, giderek uzaktan gelen boğuk bir sese dönüşür. Kalabalıklar yorucu, hırslar anlamsız, bazı kavgalar ise neredeyse çocukça görünmeye başlar.İşte o zaman insan anlar:
Yaşlılık, biraz da dünyadan yavaş yavaş uzaklaşmaktır.
Ayağını, zihnini ve ruhunu hayatın telaşından çekmek; bir zamanlar sıkı sıkıya tutunduğun şeylerin elinden usulca kayıp gitmesine izin vermektir.
İnsan, farkına varmadan kendi sessizliğine çekilir.
Sanki hayatın büyük sahnesinden bir adım geriye çekilmiş, artık olan biteni biraz daha uzaktan izlemeye başlamıştır.
Bir zamanlar vazgeçilmez sandığımız ne varsa hafifler.Bazı insanlar, bazı beklentiler, bazı kırgınlıklar…
Hepsi zamanla küçülür.
Dünyadan uzaklaşmak biraz da budur.
Hayatın gürültüsünden sessizce çekilmek.
MADALYONUN ÖTEKİ YÜZÜ: DÜNYAYA YAKLAŞANLAR
Fakat hayatın şaşırtıcı bir dengesi vardır.
Biz dünyadan usul usul uzaklaşırken, başka bir yerde yepyeni bir hayat dünyaya doğru yaklaşmaktadır.
Bir kadının rahminde küçücük bir can büyür.
Henüz kimsenin bilmediği bir isim, henüz duyulmamış bir ses, henüz yaşanmamış bir hayat…
Biz yaşlılar dünyayla aramızdaki bağları yavaş yavaş gevşetirken, o küçücük insan dünyaya doğru ilk yolculuğuna çıkmıştır.
Biri binbir hatıra ve yorgunlukla dünyadan elini eteğini çekmektedir.
Diğeri ise henüz hiçbir şey bilmeden, hiçbir şey yaşamadan, hayata doğru yaklaşmaktadır.
Biri veda etmeye hazırlanırken, diğeri merhaba demeye hazırlanmaktadır.
Belki de yaşlılık ile bebeklik arasındaki en büyük benzerlik burada gizlidir.
Yaşlılık, dünyadan yapılan sessiz bir göçse; bebeklik, dünyaya yapılan ilk yolculuktur.
HAYATIN BÜYÜK DENGESİ
Dünya aslında boşalmaz.
Sadece değişir.
Birileri yavaşça çekilirken, birileri gelir.
Birilerinin sesi susarken, başka bir yerde ilk ağlama sesi duyulur.
Bir zamanlar bizim bastığımız yollara başka ayaklar basar. Bizim gördüğümüz gökyüzüne başka gözler bakar. Bizim yaşadığımız hayatın devamına, başka hayatlar eklenir.
Zamanın çarkı böyle döner.
Bu yüzden dünyadan uzaklaşmak belki de korkulacak bir şey değildir.
Hayatın yorucu nöbetini, zamanı geldiğinde bir başkasına devretmenin huzurudur.
Bir zamanlar bizim koşturduğumuz yollarda şimdi başka çocuklar koşacaktır.
Bizim sustuğumuz yerde onların kahkahaları duyulacaktır.
Bizim tamamladığımız cümlelerin ardından onlar kendi cümlelerini kuracaktır.
Belki hayatın en büyük tesellisi de budur:
Hiçbirimiz dünyaya sonsuza kadar tutunmak için gelmedik.
Kimi erken, kimi geç; hepimiz bir gün biraz daha uzağa çekileceğiz.
Ama hayat, biz giderken boş kalmayacak.
Yeni bir nefes gelecek.
Yeni bir el dünyaya uzanacak.
Yeni bir çocuk gökyüzüne bakacak.
Ve bizim bir zamanlar çok büyük sandığımız bu dünya, başka birinin gözlerinde yeniden kocaman olacaktır.
Ne güzeldir, insanın zamanı geldiğinde dünyadan usulca uzaklaşabilmesi…
Ve ne büyük bir mucizedir, tam o sırada bir başka hayatın dünyaya doğru yola çıktığını bilmek.















