Belki de en uzak olduğu alan insanın
“Kendini bulma.”
Nasıl olsa bilmek sorumluluk gerektirir.
Bilen insan duramaz,
durdurulamaz.
Eylemde olur bedenen ve zihnen her an.
“İlim” ihtiyacı “insan”î ihtiyaç.
“Bilmek” için “ilme” ihtiyaç duyar insan.
O nedenle ilim, “Kendini Bulma Yolculuğu”nda başlangıç aşamasıdır.
Soruları sorma ve sorulara cevap verme çabasıdır.
Fakat ilim yalnızca öğrenilen bilgi değildir.
Biriktirilen kelimeler, ezberlenen cümleler, taşınan unvanlar hiç değildir.
İlim, insanın kendi cehaletiyle yüzleşebilme cesaretidir.
Çünkü insan ne kadar bildiğini zannederse, bilmediklerinin önünde o kadar küçülür.
Gerçek bilgi insana büyüklük hissi vermez; aksine kendi sınırlarını gösterir.
Nerede sustuğunu, nerede yanıldığını, nerede başkasının düşüncesini kendi düşüncesi sandığını fark ettirir.
Kendini bulmak isteyen insan önce kendisine soru sormalıdır.
Ben kimim?
Neye inanıyorum?
Neden böyle düşünüyorum?
Bu düşünce gerçekten bana mı ait?
Korkularımın ne kadarı gerçek, ne kadarı bana öğretilmiş?
Seçimlerimi ben mi yapıyorum, yoksa alışkanlıklarım mı benim yerime karar veriyor?
Ne istiyorum?
Neden istiyorum?
Ve en önemlisi…
Kendimden neden kaçıyorum?
İlim işte tam burada başlar.
Çünkü insan dışarıdaki dünyayı anlamaya çalışırken, çoğu zaman kendi içindeki dünyayı görmezden gelir. Başkalarının hayatlarını çözer, insanların davranışlarını yorumlar, dünyanın yanlışlarını sıralar; fakat kendi içindeki düğümlere dokunmaktan kaçınır.
Oysa kendini bulma yolculuğu dışarıya bakarak değil, içeriye dönerek başlar.
Bilmek, insanın zihnini aydınlatır.
Fakat yalnızca bilgi yetmez.
Bilginin insanın hayatına dokunması gerekir.
Okuduğun bir söz seni değiştirmiyorsa, öğrendiğin bir gerçek davranışına yansımıyorsa, fark ettiğin bir yanlış seni kendine döndürmüyorsa; orada yalnızca bilgi vardır, ilim henüz yoktur.
İlim, bildiğini yaşamaya başladığın yerde anlam kazanır.
Çünkü bilen insanın sorumluluğu artar.
Bir gerçeği gördükten sonra görmemiş gibi davranamaz.
Bir yanlışı fark ettikten sonra ona eskisi kadar kolay ortak olamaz.
Kendisini tanımaya başladıktan sonra başkalarının biçtiği kimliklere sığamaz.
İşte bu yüzden kendini bulmak kolay değildir.
İnsan kendi içine indikçe, yıllardır taşıdığı yüklerle karşılaşır.
Kendisine ait sandığı korkularla, başkalarının bıraktığı yaralarla, susturduğu cümlelerle, ertelediği kararlarla yüzleşir.
Ve bir noktada anlar:
Kendini bulmak, yeni bir insan olmak değildir.
Kendine yabancılaşmış taraflarını yeniden tanımaktır.
İlim bu yolculukta bir ışık yakar.
Fakat yolu sen yürümek zorundasın.
Soru sorarsın.
Cevap ararsın.
Bulduğun cevapla yetinmez, yeniden sorarsın.
Çünkü gerçek öğrenme, cevabın bittiği yerde değil; daha derin bir sorunun başladığı yerde devam eder.
İnsan öğrendikçe değişir.
Değiştikçe sorgular.
Sorguladıkça fark eder.
Fark ettikçe dönüşür.
Ve dönüşüm başladığında artık eski hayatına aynı gözlerle bakamaz.
İşte o zaman ilim, yalnızca zihinde duran bir bilgi olmaktan çıkar; karaktere, davranışa, bakışa, sessizliğe ve hayata dönüşür.
Kendini bulma yolculuğunda insan önce dünyayı anlamaya çalışır.
Sonra kendisini.
Bir süre sonra ise şunu fark eder:
Aradığı cevapların çoğu dışarıda değilmiş.
Sorduğu bütün sorular, onu en sonunda kendisine getirmek içinmiş.
Ve insan kendisine vardığında yol bitmez.
Asıl yolculuk o zaman başlar.
Çünkü kendini bulmak bir sonuç değil,
her gün yeniden kendine dönme hâlidir.
İlim de bu dönüşün başlangıcıdır.
Bilmek için öğrenirsin.
Anlamak için sorgularsın.
Dönüşmek için yüzleşirsin.
Ve bir gün anlarsın ki insanın ulaşabileceği en büyük bilgi,
kendisi hakkında öğrendiği gerçektir.
Çünkü kendini bilen insan, artık dünyaya aynı yerden bakmaz.
Ve kendini gerçekten tanıyan insanı,
hiçbir kalıba sığdıramazsın.














