TUTUN ANNENİZİN ELİNİ
İnsanın bu dünya ile ilk bağlarının oluştuğu yer; yani doğduğu ve çocukluğunun geçtiği yer…
Tüm sihir orada bence.
Dünyaya geldiği ve büyüdüğü köy, kasaba ya da şehir neresi ise kişi oradan bahsederken gözleri ışıldıyor, rahatlıyor. Özlemini, kurduğu kelimelerle anlatırken ses tonu bile yumuşacık oluyor, gözlerinde hafif bir buğu oluşuyor.
Benim için de Bodrum öyle…
“Acaba anıların içinde boğulur muyum?” diye düşünüp endişe ederken, çok şükür ki Bodrum’da annemin ve benim doğduğumuz evde oturabilme şansına sahip oldum. Tam tersine, evin bana verdiği dinginlik paha biçilemez.
Bu durumun da benim için mistik bir tarafı olduğunu düşünüyorum.
Hani atalarımız der ya, “Doğduğun yer değil, doyduğun yer.” diye. Ne kadar “Evet, öyle, doğru bir söz.” desek de doğduğun yerin sende oluşturduğu duyguların hiçbiri doyduğun yerde bulunmuyor.
Değişmeyen bir şey de şu: Anneyle aranda oluşan bağ.
O da mistik.
Sanırım insan dünyaya ilk geldiğinde annesiyle aynı frekansta oluyor; belki de bu yüzden aralarında böylesine güçlü bir bağ oluşuyor. Dünyanın en iyi, en acımasız, en yumuşak ya da en sert annesine sahip olsanız da hiçbir şey fark etmiyor. Aynı duygular geçerlilik kazanıyor. Tabii ki ben bir genellemeden bahsediyorum; yani çoğu kişide böyle olduğundan. Kızım altı aylıkken karşı komşumdan rica ettim:
“Evladıma bakarsan tekrar çalışmaya başlayacağım.” dedim. Tabii ki belli bir ücret karşılığında.
O da kabul etti ve ben tekrar çalışmaya başladım. Derken kızım yürümeye başladı, koşmaya başladı. Ona bakan komşumu çok seviyordu, bunu görebiliyordum. Bazen içimde garip bir duygu oluşuyordu. “Onu benden çok mu seviyor acaba?” diye endişeleniyordum.
Ama hemen, “Demek ki çocuğuma çok iyi bakıyor ve iyi davranıyor.” diyordum. İçim rahatlıyordu.
Bir gün aynı divanda otururken komşum bana dedi ki:
“Hadi kollarımızı açalım, bakalım kime koşacak.”
Ben sonucu biliyordum. Ona koşacaktı.
Çaresizce kollarımı açtım ve sonuç değişmedi. Öyle de oldu. O an içimde bir şeyler koptu, kalbim paramparça oldu.
Anneme telefonda bu durumu anlattım ve ağladım. “Ben çalışmak zorunda olmasaydım kızım, hep bana koşacaktı.” dedim.
Annem bana dedi ki:
“Kızım, baktığı kişi ne kadar muhteşem olursa olsun, çocuk dermiş ki: ‘Yıkıyorsun, tarıyorsun ama ben annemin kim olduğunu biliyorum.’”
Bu söz beni rahatlatmıştı. Annem, çocuk ile anne arasındaki o bağdan, yani aynı frekansa sahip olmaktan bahsetmişti aslında.
Ne kadar doğru…
Anneniz yaşıyorsa size iyi ya da kötü, kolay ya da zor ne yaparsa yapsın bilin ki onunla aynı frekanstasınız. Hani derler ya, “Hamurumuz aynı.” diye.
Tam da öyle işte…
Tutun annenizin elini ve avucunuzun içine alın. Kısacık da olsa bu anın tadını çıkarın. Yarın o yok olduğunda aranızdaki bu güçlü bağ koparken içiniz çok fazla acıyacak ve siz bu acıyı taa derinlerde bir yerlerde hep hissedeceksiniz…
Hiç vakit kaybetmeden, hadi tutun annenizin elini ve onun yüreğini içinizde hissedin…
Zeynep Figen Işık















