Hayatın koşturmacasından, büyük şehirlerin beton grileşmesinden yorulduğunuzda ruhunuzun sığınacağı bir liman ararsınız ya… İşte Karadeniz’in o sakin, vakur ve bir o kadar da asil şehri Ordu, tam da böyle bir sığınaktır. Karadeniz sahil yolu şehri denizden koparmasın diye zamanında verilen o vizyoner mücadeleyi bugün daha iyi anlıyoruz; çünkü Ordu, kıyısına dalgaların dilediğince dokunabildiği, denizle bağını asla koparmayan o nadir coğrafyalardan biri.
İşte bu yüzden, Ordu sadece geçilip gidilecek bir yol değil; durulacak, nefes alınacak ve hissedilecek bir duraktır.
Boztepe’ye Çıkmalı Şu Hayatta…
Ordu’yu anlamak için önce ona yukarıdan, bulutların hemen altından bakmak gerekir. Teleferikle yukarıya, Boztepe’ye doğru süzülürken ayaklarınızın altında uzanan o sonsuz mavilik ve şehri bir dantel gibi saran yeşillik, insana dünyevi dertleri bir anlığına da olsa unutturur.
“Boztepe’ye çıkmalı şu hayatta, yukardan bakmalı Ordu’ya…” derler. Boztepe’de rüzgara karşı içilen bir bardak demli çayın tadı, sadece bir içecek değil, adeta bir huzur ritüelidir. Ordu, yukarıdan bakıldığında bir şehir yerleşkesi değil, doğanın elinden çıkmış bir başyapıt gibidir.
Fındık Kokulu Sokaklar ve Karadeniz Dinginliği
Ordu demek, sadece eşsiz bir doğa demek değildir elbet. Ordu, emektir. Ağustos ayı geldiğinde yamaçları saran o tatlı telaş, fındık bahçelerinden yükselen neşeli türküler, bu şehrin karakterini oluşturur. Dünyanın en lezzetli fındığının bu topraklarda yetişmesi bir tesadüf olamaz; çünkü bu toprağın harcında fındık işçisinin alın teri, sevgi ve sabır var.
Sokaklarında yürürken hissettiğiniz o samimiyet, Karadeniz’in hırçınlığına inat, Ordu insanının deniz görmüş dinginliğinden gelir. Kültüre, sanata ve edebiyata olan düşkünlüğüyle de Karadeniz’in entelektüel yüzüdür bu şehir. Tiyatrosuyla, festivalleriyle yaşayan, modern yüzünü geçmişin sıcaklığıyla harmanlayan bir yapısı vardır.
Yason Burnu’nda Zamanı Durdurmak
Güneşin batışını izlemek için Yason Burnu’na gitmediyseniz, bu dünyadaki eksikliklerinizden biri henüz tamamlanmamış demektir. Argonotların efsanesinden bugüne taşınan tarihi kilisesi ve denize doğru bir ok gibi uzanan burnuyla Yason, size zamanın ötesinde bir deneyim sunar. Dalgaların kayalara çarparken çıkardığı melodi, adeta bin yıllık bir masalı fısıldar kulağınıza.
Ordu’yu Keşfederken Unutulmaması Gerekenler:
-
Perşembe Yaylası: Mendereslerin gökyüzünden birer yılan gibi süzülüşünü izlemek.
-
Çambaşı Yaylası: Dört mevsim boyunca doğanın tüm renk değiştiren elbiselerine şahit olmak.
-
Sahil Kordonu: Akşamüstü deniz kokusunu içinize çekerek yürümek.
Ordu, bir kez kapısını çaldığınızda size sadece bir şehir değil, ömür boyu kalbinizde taşıyacağınız bir “his” hediye eder. Karadeniz’in bu nazlı gelini, modern dünyanın karmaşasına inat, kendi ritminde, kendi zarafetinde yaşamaya devam ediyor.
Yolunuz düşerse değil; yolunuzu özellikle düşürerek bu şehri yaşayın. Çünkü Ordu’yu sevmek, hayata yeşil ve mavi bir pencereden, en güzel açıyla bakmaktır.















