MAHFEL
Yıl 2015…
Annemin vefatında, sabah güneş doğmadan Mahfel’e gitmiştim. Öylece oturup güneşin doğuşunu izledim tek başıma. Kimsecikler yoktu; ben, dingin bir deniz ve güvercinler dışında…
Çok yorgundum; hem fiziksel hem de manevi olarak. Annemi yaşatabilmek için ağabeylerimle birlikte büyük bir mücadele vermiştik.
Deniz o kadar dingindi ki bu dinginliği kıskanıverdim. Keşke ben de böyle durulabilsem diye düşündüm… Dümdüz… Hatta öyle durulsam ki sıkılsam… Sıkılsam… Sıkılsam… Ve yeniden hareketlenebilmek için rüzgârı bekler olsam…
Güneş doğdu.
Ben ise birkaç saat daha öylece oturdum. Aklımda binbir soru, acılar, umutsuzluklar ve yaşanmışlıklar…
Mahfel çocukluğumdu.
Evimdi benim.
Mahalledeki bütün çocuklar birlikte girerdik denize. Ben önce pansiyonda anneme yardım eder, işim bitince koşarak arkadaşlarımın yanına giderdim. Havlu yoktu. Güneş kremi yoktu. Hiçbir şey yoktu.
Çakılların üzerine uzanır, denizin dibine dalıp birbirimizle konuşmaya çalışırdık. Epey derinlere, açıklara kadar yüzerdik; ta ki Yedi Değirmenler’in sonuncusunu görene kadar. Tam son değirmen görünürken içimizden biri mutlaka, “Köpekbalığı geliyor!” diye bağırırdı. Biz de telaşla, arkamıza bile bakmadan son hız kıyıya yüzer, nefes nefese kendimizi çakılların üzerine atardık. O kadar uzun süre suda kalırdık ki parmak uçlarımız buruş buruş olurdu.
Oyuncaklarımız yoktu. Beş taş oynardık. Kırk taş oynardık. Özenle seçip bulduğum taşları eve götürmek isterdim. Annem kızardı. “Eve taş getirme, evimiz yanar.” derdi. Ben ise çocuk aklımla taşları gizlice eve getirir, en üst kata çıkar, yan evin damına bırakırdım. Evimiz yanmasın diye…
Çocukluk işte…
Mahallenin bütün çocukları kardeş gibiydik. Birlikte büyüdük. Sabah ayrılır, akşama kadar bir arada olurduk. Akşam ezanı okununca ise herkes koşarak evine giderdi. Çünkü bize verilen izin bitmiş olurdu.
Mahfel…
Güvercinler…
Bodrum…
Hepsi beni yeniden anılarıma götürmüştü. Bir gün anneme çok kızmıştım. Babam yürüyüş yapmak istiyor, annem ise ona bir şey olur korkusuyla evden uzaklaşmasına razı olmuyordu. Dayanamadım. “Babamı rahat bıraksana. Alt tarafı yürüyüp geri gelecek.” dedim.
Babam sözümü kesti. Sakin bir sesle,
“Figen… O benim karım ve ben onu çok seviyorum.” dedi.
Aslında bana “Sus.” demişti.
Ah…
Anılar…
Babacığımdan sonra annemi de toprağa vermek için yine buraya gelmiştim.
Artık ne doğduğum yerin ne de doyduğum yerin eski tadı, eski tuzu kalmıştı.
Ve ben…
Bir gün doğumunu Mahfel’de yapayalnız karşılıyordum.
Babasız…
Annesiz…
Öylece kalakalmıştım.
İşte size hediye ettiğim bu fotoğraf, o sabah çekilmişti.
Zeynep Figen Işık
Not: Mahfel Bodrum’da deniz kıyısında bir yer ismi















