Hayatın içinde bazen hiç beklemediğimiz anlarda, hiç beklemediğimiz tepkiler verebiliriz. Kimi zaman küçük bir olay karşısında öfkemize hâkim olamaz, büyük sonuçlar doğuracak çıkışlar yaparız. Kimi zaman da bizi derinden etkileyen durumlara karşı sessiz kalır, hiçbir şey olmamış gibi davranırız. Aslında verdiğimiz her tepkinin arkasında o anki ruh hâlimiz, yaşadıklarımız ve iç dünyamız vardır.
İnsan psikolojisi değişkendir. Bir gün severek dinlediğimiz bir müzik, beğenerek izlediğimiz bir film ya da hayran kaldığımız bir kitap, başka bir zamanda bize aynı duyguları vermeyebilir. Hatta bazen “Ben bunu nasıl beğenmişim?” diye kendimize şaşırdığımız olur. Çünkü olaylara, insanlara ve hayata bakışımız ruhsal durumumuza göre şekillenir. Bu nedenle tepkilerimiz de her zaman aynı olmaz.
Elbette aklı başında hiçbir insan sebepsiz yere öfkelenmez ya da durduk yere tepki göstermez. Çoğu zaman biriken kırgınlıklar, zorlanan sabırlar ve aşılmış tahammül sınırları vardır. İnsan bazen konuşur, bazen de susar. Ancak ne yazık ki bazıları suskunluğu korkaklık olarak yorumlar. Karşısındakini susturduğunu, geri adım attırdığını düşünür. Oysa çoğu zaman susmak güçsüzlükten değil, olgunluktan, edepten kaynaklanır.
Bazı insanlar vardır ki onlarla tartışmak, çamura basmak gibidir. Siz ne kadar dikkatli olmaya çalışsanız da üzerinize mutlaka sıçrar. Bu yüzden bazen cevap vermemek, seviyeyi düşürmemek en doğru davranıştır. Nitekim büyüklerimizin dediği gibi; “Bir söze bakarım söz mü diye, bir de söyleyene bakarım adam mı diye.” Ancak her şeyin olduğu gibi sabrın da bir sınırı vardır.
Günümüzde insanlar yoğun hayat şartları, ekonomik kaygılar, stres ve belirsizlikler nedeniyle adeta birer stres bombasına dönüşmüş durumda. Küçücük bir kıvılcım bile büyük patlamalara neden olabiliyor. O an öfkesine yenilen kişi çoğu zaman sonuçlarını düşünmüyor. Kimin kırılacağını, kimin üzüleceğini, hangi yaraların açılacağını hesap etmiyor. Fakat ödenen bedel yalnızca ona ait olmuyor.
Bir insanın yaptığı hata çoğu zaman sadece kendisini etkilemez. Anne-babası, eşi, çocukları, kardeşleri, dostları ve yakın çevresi de bu hatanın sonuçlarını yaşar. İnsanlar sevinçleri kadar acıları da paylaşırlar. Bu yüzden “Keskin sirke yalnız küpüne zarar verir” sözü her zaman gerçeği tam olarak yansıtmaz. Çünkü öfkenin ve düşüncesizliğin verdiği zarar çoğu zaman ailesine ve çevresine de yayılır.
Bu nedenle ister öfkeli ister üzgün, isterse çok mutlu olalım; ani tepkiler, kararlar vermekten kaçınmalıyız. Çünkü insan yalnızca sinirliyken değil, aşırı sevinçliyken de hata yapabilir. Duyguların en yoğun yaşandığı anlar, sağlıklı karar vermenin en zor olduğu zamanlardır.
Atalarımız boşuna “Öfkeyle kalkan zararla oturur” dememiştir. Düşünmeden söylenen bir söz, geri alınması mümkün olmayan yaralar açabilir. Bir anlık öfkeyle yapılan bir hareket yıllarca sürecek pişmanlıklara dönüşebilir. O an karşımızdaki insanın ne hissedeceğini düşünmeyiz belki ama zaman geçtikçe kendi vicdanımızla baş başa kalırız. İşte o zaman söylenen sözlerin ve yapılan davranışların bedeli ağırlaşır.
Bazen susmak en doğru cevaptır. Bazen bulunduğumuz ortamdan uzaklaşmak, biraz yürümek, kafamızı dağıtmak ya da konuyu zamana bırakmak en sağlıklı çözümdür. Çünkü sakin bir zihinle verilen kararlar, öfke anında verilen kararlardan çok daha doğru sonuçlar doğurur.
Elbette hayatın öğrettiği bazı dersler vardır. “Bir musibet bin nasihatten iyidir” sözü de bunu anlatır. Yapılan hatalar insana tecrübe kazandırır. Ancak keşke her ders bu kadar ağır bedeller ödetmese. Kırılan bir kalbi onarmak, kaybedilen güveni geri kazanmak ya da kaçırılan fırsatları yeniden yakalamak her zaman mümkün olmayabilir.
Ne yazık ki bazı insanlar aynı hataları tekrar tekrar yaparlar. Üstelik çevrelerinden aldıkları destek ve alkışlarla yanlışlarını doğru sanmaya başlarlar. Zamanla hatalar normalleşir, yanlışlar sıradanlaşır. Oysa toplumları ayakta tutan şey doğruyu savunan insanların varlığıdır.
Unutmamak gerekir ki düşünmeden yapılan küçük bir hata bile zamanla büyüyerek aileyi, çevreyi, toplumu ve hatta ülkeyi etkileyebilir. Önemsiz görünen davranışların nelere mal olabileceği çoğu zaman iş işten geçtikten sonra anlaşılır.
Bu yüzden bir karar vermeden, bir söz söylemeden ya da bir adım atmadan önce durup düşünmek gerekir. Tartmak, değerlendirmek ve sonuçlarını hesaplamak gerekir. Çünkü son pişmanlık gerçekten fayda vermez. Eğer yarın pişman olmak istemiyorsak, bugün düşünerek hareket etmeliyiz.
Asıl mesele etki ile tepki arasındaki dengeyi kurabilmektir. Hayat bize sürekli etkiler sunar; önemli olan bu etkilere nasıl tepki verdiğimizdir. Çünkü karakterimizi belirleyen, başımıza gelenler değil, onlara karşı gösterdiğimiz tavırlardır.















