MERHABA ÇOCUKLUĞUM
Gelmiş geçmiş en güzel yıllarım…
Merhaba Bodrum.
Merhaba çocukluğumdaki gülücüklerim,
attığım şen kahkahalar,
atladığım ip,
saklambaçta sobelediğim arkadaşlarım,
Denize girebilmek için denize düşecek karpuz kabuğunu sabırla bekleyen ben…
Mahfel’de yaptığım kumdan fırın,
“Yağ satarım bal satarım” oyunundaki mendil,
mahalle bakkalımızın “Yokum, birazdan geleceğim.” demek için açık kapısının ortasına bıraktığı mavi tahta sandalye,
yakan topta bana değen neşeli top, beş taştaki beşinci taş,
annemin yaptığı otlu böreğin içindeki pancarın hamura vuran pembesi…
Merhaba…
Mahallem, sana da merhaba…
neredeyse doğar doğmaz kendimi içinde bulduğum deniz,
pencere kenarları koyu maviye boyalı bodrum evleri,
annemin beyaz çamaşırlarımıza koyduğu çivit mavisi,
saf ve temiz düşünceler,
art arda patlayan şimşekler ve gök gürültüleriyle soluksuz yağan yağmur,
sokaklarında günün telaşıyla yürürken her kafamı çevirişimde karşıma çıkıveren denizi kucaklayan mahallem,
fırtınalarda yelken direklerine çarpan tellerin sesi,
okula giderken azmakbaşında gördüğüm hortum,
maviliklerin içinde heybetle yükselen kale,
sıkıntılı anlarımda huzur veren denizin coşkulu şırıltısı
Merhaba…
Atatürk İlkokulu’nun merdivenleri,
giydiğim siyah önlüğüm ve kolalı beyaz yakam,
Samanyolu Pastanesi’nin leziz pastaları,
Macide Hanım teyzemin verdiği el yapımı gazoz,
anneannemin ayıkladığı nar kâsesindeki kaşık,
mutlaka boğazıma kaçan leblebi tozu ve nefis horoz şekerler,
Saadet Ablamın yaptığı leziz un helvası,
en güzel ellerde dikilen pijamalar ve etekler,
Müveddet Teyzemin mutlu ve telaşlı halleri,
ahu gözlü sandaletçi Ali Güven’in çekicinden çıkan “tak tak” sesleri,
kim bilir ne saçma bir şey için gözümden akan gözyaşları,
yüzümdeki tertemiz ışıltı,
Mehmet Abimin süngerlerinin kokusu,
dertsiz tasasız yıllarım,
Merhaba…
Çamurlu ellerim ve çırpı bacaklarım,
komşuya götürülen bir tabak sıcak fava…
yerel “Merhaba” gazetesini çıkaran abim ve maziye gömülen Merhaba Matbaası’nın siyah tuşları,
bisikletimin tekerlerinden çıkan ses,
kireçle badana yapılmış avlumuzun iç ferahlatan beyaz ışığı,
ilkokulumun bahçesindeki tahta salıncak,
annemden işittiğim azar…
Merhaba!
Madem hayat bir kuş misali kanatlanıp süzülerek akıp gidiyor…
O hâlde;
bugünüme,
yarınıma ve sizlere de dokunsun dudaklarımdan dökülen bu masum, samimi ve sevgi dolu
MERHABA…
Zeynep Figen Işık
















.