MAHALLENİN ÇAKALI
Çakal, çarpar kaçarım, küçük çakallarımla, diyordu. Mahallenin çakalı.
Kindar bir surat ve hırslı bir davranışı gözden kaçmıyordu. Soluk çehre, yuvarlak ve iri gözler hep kızarıktı. Kulakları kepçe gibiydi. Çakal orta boylu ve tıknazdı. Kafası yassı ve kirpi gibiydi.
Göz altına aldığı kişileri, duraktan itibaren takip eder, maaş günü çarpmaya hazırlanırdı. Çakalın soymaya hazırlığı tipikti. Bir defa kıyafetini değiştirir. Peruğunu takar, paltosunu giyerdi. Çizmeler ve kadife pantolonunu, çizmenin içine koyardı. Boynunda kırmızı atkı ve gözlükleri kırmızı renkliydi. Uzun takma sakalıyla, onu tanımak mümkün değildi. Yüzündeki beyaz lekeleri, kahverengine boyatırdı.
Mahallenin çakalıyım, küçük çakallarla gözümüze kestirdiğimizi çarparız, diyordu.
Çakalın şansı, sokağın arkasında, apartmanın zemin katında oturmasıydı. Çarpma eylemini gerçekleştirdiğinde, pencereden içeriye atlardı. Askerden sonra da çarpma işlemine devam etmiştir. Yalnız haftada bir veya on beş günde bir defa çarpmayı gerçekleştirirdi. Çarptığı kişiler genelde komşularıydı. Böylece çakal, mahallede aranmıyordu. İnsanlar onu dışarıdan geldiğini zannediyordu.
Alacakaranlıkta, yaşlı adamı takip etmiş ve punduna düşürüp üzerine çullanmıştı. Yaşlı adam komşusuydu. Ağzını tuttuğunda bayılmıştı. Bankadan çektiği parayı alıp kaçtı. Evde üzerini değişti ve küçük çakallarıyla pastaneye gittiler.
Kaldırımda çırpınan yaşlı adamı, hastaneye kaldırdılar. Sokakta bayağı kalabalık oldu. İnsanlar öfke saçıyordu. Yaşlıdan ne istiyordun? Diyorlardı.
Çakal pastanede küçüklere, insanlarla ilgiyi kesmeyeceksin. Hastanede ziyaretine gideceğim. İnsanların tepkisini bilmek gerek. Çarparsın ve görünmez olmalısın, dedi. Bir hafta bir yerde görünmeyeceğiz. Pastaneden çıkmayacağız, dedi.
Çakal, kardeşine markete uğra, alt sokaktan yürü seni kollayacağım, dedi. Çünkü kardeşi o gün maaş alacaktı. Maaşını “çakal” denilen pisliğe kaptırma, dedi.
Kardeş alaca karanlıkta markete uğradı. Alt sokaktan eve yürüyordu. Çakal bıçağı boğazına taktı ve parayı aldı. Kardeşini yumrukladı, kaldırıma uzatıp kaçtı. Kardeş, ortalığı yıktı. İnsanlar başına toplandı. Kardeş, çaresizliğin verdiği sancıyla uzandığı yerden kalkamadı.
Çakal, evde üzerini değiştikten sonra geldi ve kardeşini aldı. Eve girdiler. Ana ile ağlaştılar. Kardeş yol param bile kalmadı. Ağabeyime güvendim, bekleyecekti. Çakal mı porsuk mu onun çarpmasından koruyacaktı. Çakal, sana yol paranı vereyim. Patronundan para alır, sonra ödersin, dedi.
Kardeş çarpıldığına mı yoksa pantolonunun yırtılmasına mı acısaydı. Çakal hemen devreye giriyor ve benimkini giyersin, diyor.
Kardeşi akşam gelirken bu defa küçük çakallar önünü kesiyor ve parayı alıyorlar. Kardeş onlarla mücadele ettiği halde, tokatlayıp yerde eziyorlar. Komşular yardıma gidince çakallar kaçıyor ama parayı kurtaramıyorlar.
Çarpılan yaşlı adam, kardeşi alıp karakola şikâyet ettiriyor.
Anne evde oğluna kızıyor. Bir kardeşini kollayamadın da çakala çarptırdın. Şimdi bu ay ne yaparız. Çocuğun yol parası bile kalmadı, diyor.
Kardeş, küçük çakalları tanıyor ama sesini çıkartmıyor. Kardeş ağabeyini pastaneye kadar takip ediyor.
Çakal, mahalleden bir kızı ve bilgisayar teknikerini de çarpıyor. Çakal, küçüklere ayda en az beş maaş, diyor. Küçük çakallarda kendi mahallerinde birkaç kişiyi çarpıyorlar. Çakalların şansı, eve girip değişip sokağa çıkmaları. Böylece kimse onlardan şüphelenmiyor.
Kardeş, iş yerinden izin alıyor ve öğleyin geçerek, karakola gidip çakalın kardeşi olduğunu fakat söylerseniz beni öldüreceğini belirtiyor. Pastanede günü geçirdiklerini söylüyor ve işe gidiyor.
O gün çakal ve küçük çakalları yakalayıp içeriye atıyorlar.
Kardeş, akşam eve geldiğinde, ana bayram ediyor. Kardeş de katılıyor ve mahallede sevinen bunlarla kucaklaşıyorlar.
Ana hiç beklemeden evini satıyor ve başka bir vilayete yerleşiyor. Çakal izlerini bir daha bulamıyor.
Hasan TANRIVERDİ















