Yazar Portal | Turkiye'nin Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

Kuru Üzüm Taneleri -II


15 Şubat 2020 00:02

Yorum Yapılmamış

Ertesi günü iple çekmiştim. Merak nasıl bir kurt gibi beynimi eşeliyordu ah bilseniz.
Ben bir tarihin sayfasını okuyordum.
Hem de yeni ve ilk kez benim okuyacağım bir sayfaydı.
Tesadüfler beni o anlamlı sarı gül kokulu sayfayı okumamı sağlayacaktı.
Kahvaltı sonrası minibüse atlayıp Edremit Çarşısına vardığımda dükkanlar kepenklerini yeni açıyorlardı.
Isparta kokan sokağa vardığımda dükkanın çoktan açılmış olduğunu gördüm.
İçeri günaydın, diyerek girdim.
Beyefendi bana ahşap küçük tabure uzatıp çay demlediğini söyleyince kırmadım. Uzatmış olduğu tabureyi alıp oturdum.
“Sizin kolonyalar hazır hanım kızım. Ama önce demli bir çayımı içmenizi isterim.”
Ve dünden kalan sohbeti çay içerken koyulaştırmıştık.

Kolonyacı:

“… Köyünde herkes onu öldü biliyordu. 145 km’yi köyüne ulaşmak için tam 13 günde yayan yürümüştü. Köyüne yaklaştığında içini bir korku salmıştı. Öyle ya tam 9 senedir köyünden, yuvasından, eşinden uzaktı.

“… Saçı sakalı birbirine karışmıştı. Üstü başı toz toprak içindeydi. İç çamaşırları lime limeydi. Terden vücuduna yapışmıştı. Üstelik yıllarca yıkanmamıştı. Genelde buldukları çamurlu su kaynaklarında elini yüzünü yıkardı erat…

“… Kurak bir yaz geçirmişti. Su yoktu. Bölüğünün sakası günün belirli saatlerinde bulanık suyu dağıtırdı. İçerdi yudum yudum. Sıcak ve susuzluk dudaklarının kıyılarını çatlatmıştı.

“… Cebinde bir avuç kuru üzümü saklamıştı. O da üzüm hoşafından geriye kalanlardı.
Kızına başka ne hediye verebilirdi ki?
Elde yok, avuçta yok.
Çok şükür savaşı galip bitirmişlerdi. Vatan sağ olsun ya gerisi mühim değildi erler için.

“… Eşi onu böyle görmüş olsa acaba tanır mıydı ki?
“Ya evlendiyse?” Diye içine acaip bir korku salınmıştı. Endişeyle üstünü başını silkeledi ve köyün dışına çıktı. Gece olmasını bekleyecekti çaresiz. Onu böyle kimse görmemeliydi.

“… Adımları köyün çıkışına doğru hızlandırdı. Açtı. Yorgundu.
Dağda odun kestikten sonra küçük dallarını sıyırmak için yanından hiç ayırmadığı kamasını çıkarttı.
Çam diplerini gözleriyle taradı. Merki, adını verdikleri turuncu mantarlara gözü değince çok sevinmişti. Hemen uzandı, kamasıyla merkileri kesip eliyle üstündeki toprakları temizledi.
Mantarları çiğ çiğ yedi.

“Gözünü sevdiğim memleketim.” Dedi yüksek sesle.
Biraz daha mantar topladı. Heybesinin içine doldurdu. Eşi ne güzel de pişirirdi merkileri.
Eşi aklına gelince kaygılandı yeniden.
“Evlenmiş midir acep?”

“… Akşam olması için, sabırsızlanmıştı.
Ne olursa olsun, evine yuvasına hasret, savaş yorgunu bir adamdı, bizim Koca Seyidimiz hanım kızım…

Öyle ya Balkanlar, sonra Çanakkale savaşlarından sağ sağlim çıkmış bir gaziyi kim hor görecek ki? Diye düşüncelerle tekrar gerisin geriye döndü.
Yolda koyunlarını otlatmış, geri dönen akrabası onu görür görmez tanımıştı.

“Koca Seyit sensin ha!”
“Evet benim ya…”
“Yahu biz seni şehit oldun biliyorduk.”
“Rabbim gazi olmamıza izin verdi. Çok şükür. Vatan sağ olsun emmi”.

Sarıldılar. Hal hatır sonrası Seyit aklındaki kurtları döküvermişti:
“Şeyy… Bi şey diyem mi sana?”
Akrabası merakla sordu:
“De hele.”
“Benim karı evlendi mi?”
“Yok evlenmedi. Kızın büyüdü bile. Sen gittiğinde kundaktaydı. Hadi koş var evine. Ama önce ‘destur, deyiver ki, korkmasınlar akşam vakti. Ben bile zor tanıdım seni Koca Seyyid. Hadi hoşgeldin köyüne…”

“Allahh,” diye koşturdu Seyyid.
Evine vardı. Seslendi eşinin adını.
Kapı açıldı.
Küçük bir kız korku dolu gözlerle ona bakmaktaydı.
“Anne kapıda sakallı bir adam var. Çok korktum..!” Dedi kızı.

“Kaçma kızım bak sana ne verecem!” Dedi ve avuçlarından yerlere yuvarlandı, suyu çekilmiş üzüm taneleri.
Korkmuştu balası.
İstemezdi onu böyle ürkütmek.
Kapıda karısı göründü.
Sonra bir çığlık geceyi yırtmıştı.
“Koca Seyyidimmm..!”
Ardından kadın yenenisini düzeltip, ileri koştu.

Karısının özlediği ses kulağına değince yüzü ışıdı Seyyid’in.

“Hadi korkma gel hele kızım. O senin baban. Heç babadan korkulur mu?”

Çocuk yine geldi. Ve yine kaçtı evin içine doğru.
Burada yutkunuyordu kolonyacı beyefendi. Cebinden dörde katladığı mendili çıkarttı. Nemlenmiş pınarlarını hafiften sildi.
“İşte böyle hanım kızım. Bizim o Koca Seyyid’imiz, var ya koca 270 kg mermiyi sırtlamış da, yıllarca kızını kucağına alıp sevememişti.”

Kolonyalar elimde eve dönerken ağladığımın farkında bile değildim.
Hele o karavanadan hoşafın suyunu içip, üzüm tanelerini kızına hediye vermek için kurutmuş ya… Koca Seyyid’in o silueti kirpiklerimin gölgesine düşünce…
Hiç duygulanmamak mümkün müydü?
Yedi düvelin saldırılarını berteraf etmiş, işgalcilerin hayallerini alabora etmişti Koca Seyyidlerimiz.
İşte böyle yürekli insanlar sayesinde kazandık bu vatanı.
Aziz ruhları şad olsun.

Emine Pişiren/ Kocaeli

Okunma Sayısı: 50

Yazarın Diğer Yazıları

Kürt İdris ve Zeki Hoca -I

Neyzen, herkesin el pençe, divan durduğu Kızıl Sultan lakaplı A.Hamid zamanında gerek şiirleriyle, gerekse siyasi...

Heyy Hello Saltana!

Bugüne özel yaşanmış gerçek bir öyküyle Dünya Öykü Günümüzü kutlamak istiyorum. Yıl 1989… Yer İstanbul…...

Neden Kırmızı Don Giyerler?

Kırmızı rengi nedense aşkın, şehvetin, tutkunun rengi olarak betimledi nice kalemler. Daha önce erkeklerin niçin...

Kırmızı Kravat ve Penis

Peckham Rye yetkilisi erkek parfümüne adı verilmiş David Walker, bir iş görüşmesine giderken seçilecek kravat...

Değerli Yazar Portalı Editörü Ayşenaz Yılmaz’a

Değerli Yazar Portalı Editörü Ayşenaz Yılmaz’a, Aslında, “Hatalı Sözcük Nerede” adlı anı yazımı yayımlama amacım...

Yorum Yazın

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

ÇÖZÜM ORTAKLARIMIZ

Yukarı