BEKLE, GELİYORUM
Ne demiş üstat:
“Ölü öldüğü gün kıymetli,
Gelin geldiği gün…”
Kırk mevsim mi bekleyecektim seni?
“Bekle, geliyorum,” dediğinde sustum ben.
Anımsatayım mı sana, istersen?
Hani gelir gelmez ilk beni görecektin,
Hani her sözünün eriydin?
Biliyor musun?
Gülüyorum şimdi hâlimize…
Bak, Nisan geçti, Mayıs geldi.
Sözlerin ayaz gibi vurdu, üşüttü içimi;
Meğer boşu boşuna yazı tura atmışım
Bu, bana verdiğin ilk değil, son sözünmüş.
Merak etme, yakındır sabrımın tükenişi.
Belli ki bir başka bahara kaldı gelişin.
Bak, yine vekâleten kiraz açtı dallar…
Sen bir bahar, ben altmış kışın küskünü;
Değerini ölümde anlayanlardanım galiba.
Ey ismi bende saklı, beni övgülere boğan dost!
Ölü, öldüğü gün kıymetliyse eğer,
Sen Körfez’e neden bu kadar geç geldin?
Artık bu dost gönül kapısı sana ebed kapalı
Zira bekledim… bekledim… günler boşluğa aktı.
Övgülerin güzel ama yerinde değil, sözlerin içleri boş!
Sen iyisi mi gönlünü hoş tut, benden uzağa koş.
Emine Pişiren / Akçay














