Bir bayram sabahının kendine has bir sessizliği vardır. Geceden kalma serinlik henüz sokakların üzerinden çekilmemiştir. Minarelerden yükselen bayram tekbirleri, insanın içine işleyen tarifsiz bir huzur bırakır. Çocukların heyecanı, büyüklerin telaşı, mutfaktan yükselen kavurma kokusu ve bayramlıklarını giymiş insanların yüzündeki tebessüm… İşte Kurban Bayramı, biraz da bu hatıraların adıdır.
Eskiden bayramlar bugünkü gibi aceleye gelmezdi. Günler öncesinden hazırlık yapılırdı. Evler temizlenir, misafir odaları düzenlenir, baklavalar açılır, çocuklara yeni kıyafetler alınırdı. Bayram yaklaşırken mahallede başka bir hareket başlardı. İnsanlar birbirine daha çok selam verir, kırgınlıklar yavaş yavaş unutulurdu. Çünkü bayram; sadece dini bir vazifenin yerine getirildiği gün değil, aynı zamanda gönüllerin birbirine yaklaştığı zamanlardı.
Kurban Bayramı’nın özünde fedakârlık vardır. Hazreti İbrahim’in teslimiyetiyle başlayan bu büyük manevi miras, asırlardır insanlığa paylaşmanın ne kadar kıymetli olduğunu anlatmaktadır. Kurban kesmek sadece bir ibadet değildir; insanın sahip olduklarını paylaşabilme erdemidir. Bir ihtiyaç sahibinin kapısını çalabilmek, bir yetimin yüzünü güldürebilmek, uzak bir köyde hiç tanımadığınız insanların sofrasına katkı sunabilmektir.
Bugün modern hayatın içinde birçok değeri hızla kaybediyoruz. Kalabalık şehirlerde insanlar birbirine yabancı hale geliyor. Aynı apartmanda yıllarca yaşayan komşular birbirinin adını bile bilmiyor. Aile sofraları küçülüyor, bayram ziyaretleri azalıyor, telefon mesajları yüz yüze sarılmaların yerini alıyor. Oysa bayram dediğimiz şey biraz da emek ister, zaman ister, gönül ister.
Eskiden bayram sabahları çocuklar erkenden kalkardı. Büyüklerin elleri öpülür, mendillerin içine harçlıklar konurdu. Mahallede kapı kapı dolaşan çocuk sesleri eksik olmazdı. Büyükler mezarlıklara gider, geçmişlerini dualarla yad ederdi. Çünkü bayram sadece yaşayanlarla değil, ahirete göçenlerle de bağ kurmanın günüdür. İnsan mezarlık ziyaretlerinde hayatın ne kadar kısa olduğunu daha iyi anlar.
Kurban Bayramı’nın belki de en önemli tarafı paylaşmayı öğretmesidir. Bugün dünyanın birçok yerinde milyonlarca insan açlıkla, savaşla ve yoksullukla mücadele ediyor. Bir yanda israf edilen sofralar, diğer yanda ekmeğe muhtaç insanlar… İşte kurban ibadeti tam da burada vicdanlarımızı uyandırır. Bize der ki: “Sadece kendin için yaşama.”
Aslında kurbanın özü et dağıtmak kadar gönül yapmaktır. Bir yaşlının kapısını çalmak, uzun süredir aramadığınız bir akrabayı ziyaret etmek, kırgın olduğunuz biriyle barışmak da bayramın ruhuna dahildir. Çünkü bayram; insanın sadece cebini değil, kalbini de açabildiği zaman anlam kazanır.
Bugün teknoloji hayatımızı kolaylaştırıyor ama ilişkilerimizi bazen zorlaştırıyor. Aynı sofrada oturup birbirine bakmadan telefonuyla meşgul olan insanlar çoğalıyor. Oysa bayram sofraları muhabbetin, samimiyetin ve birlikteliğin yeridir. Bir fincan çayın etrafında yapılan sohbetler, çocuk kahkahaları ve büyüklerin anlattığı eski bayram hikâyeleri aslında toplumun manevi hafızasını oluşturur.
Kurban Bayramı bize sadece dini bir sorumluluğu değil, insan olmanın inceliğini de öğretir. Yardım etmeyi, paylaşmayı, affetmeyi ve hatırlamayı… Çünkü insan bazen en çok yoğun zamanlarında yalnızlaşır. Bayramlar ise bize yeniden birbirimizi hatırlatır.
Belki bugün eski bayramların tadını bulamıyoruz. Belki çocukluğumuzdaki o heyecan artık yok. Ama yine de bayramı bayram yapan şeyin hâlâ bizim elimizde olduğunu unutmamalıyız. Bir büyüğün gönlünü almak, bir çocuğu sevindirmek, bir sofrayı paylaşmak… İşte gerçek bayram budur.
Bu Kurban Bayramı’nda biraz yavaşlayalım. Kapısını uzun zamandır çalmadığımız akrabalarımızı ziyaret edelim. Yetimlerin başını okşayalım. Büyüklerimizin duasını alalım. Çocukların gözlerindeki sevinci çoğaltalım. Çünkü dünya değişse de insanın ihtiyaç duyduğu şey değişmiyor: Sevgi, merhamet ve samimiyet.
Dilerim ki bu bayram; küskünlüklerin sona erdiği, sofraların bereketle dolduğu, insanların birbirine daha çok yaklaştığı bir bayram olur. Ve bizler, sadece kurban kesmenin değil, gönül kazanmanın da ne kadar kıymetli olduğunu yeniden hatırlarız.
Bayramınız mübarek olsun.
Mehmet GÖKSELLİ
Yardımcı Editör-Yazar-Denetmen















