“Âlimlerin ölümü, âlemin ölümüdür.”
Şairlerin, yazarların ölümü de biraz böyledir.
Çünkü onlar yalnız kendileri için yaşamaz; kelimeler bırakırlar geride. Bir ömür boyunca biriktirdikleri düşünceleri, duyguları ve hayalleri satırlara emanet ederler. Gittiklerinde bedenleri toprağa, sözleri ise zamana karışır.
Dün edebiyatımızın güzel insanlarından birini daha edebiyata uğurladık.
Ali Haydar Haksal Ağabeyimizi…
Vefat haberini büyük bir teessürle öğrendik.
Haberin duyulmasıyla birlikte sosyal medyada taziye mesajları yayıldı. Paylaşılan fotoğraflardan biri ise beni diğerlerinden daha fazla etkiledi.
Belki de bu, onun son görüntülerinden biriydi.
Hastane odasında, hasta yatağında…
Fakat o hâliyle bile elinde hayatının vazgeçilmezi vardı:
Yazı…
Kitap…
Yedi İklim…
Ali Haydar Ağabey, hastane yatağında bile Yedi İklim Dergisi’nin yeni sayısındaki yazıları inceliyordu.
Bilmiyorum…
Bu, yazmaya olan tutkusundan mıydı?
Okura duyduğu saygıdan mı?
Dergisine olan sevgisinden mi?
Yoksa ömrünü adadığı edebiyatın başından bir an olsun ayrılamayışından mı?
Belki hepsiydi.
Çünkü bazı insanlar için yazmak, bir meslek değildir.
Bir hayat biçimidir.
Merhumun kardeşi, bizim de yakın dostumuz olan Mustakim Haksal Ağabey, cenaze öncesinde basına yaptığı açıklamada şöyle diyordu:
“Ağabeyim kimseyi incitmeyen, kırmayan, hep okuyan, çok okuyan biriydi. Hastalık döneminde de başucundan kitaplar hiç eksik olmadı. Derginin son sayılarını hastane köşelerinde çıkardı. Gençler üzerinde çok büyük emeği olan biriydi. Yedi İklim’in zaten özelliği de bu; kucaklayan, herkese kapısı açık olan bir mekân…”
İşte bir ömrün özeti…
İnsan yaşarken neyi büyütürse, ardından da o büyüklükte bir iz bırakıyor.
Ali Haydar Haksal da ömrünü kelimelere, gençlere, edebiyata ve gönül dünyamıza adadı.
Milli Gazete ve Haber 7 gibi ulusal yayın organlarında köşe yazıları yazdı. Yedi İklim Dergisi’nin Genel Yayın Yönetmenliğini yürüttü. Başta hikâye olmak üzere modern edebiyatımıza pek çok eser kazandırdı.
Fakat bütün bunların ötesinde, onu tanıyanların gönlünde başka bir sıfatı vardı:
Edebiyatımızın mütevazı dervişanı…
Gösterişten uzak, sessiz ve derinden yürüyen bir gönül insanıydı.
Ve dün, bu güzel insanı sonsuzluk yolculuğunda uğurlamak üzere Şakirin Camii’ndeydik.
Cami avlusu insanları almadı.
Edebiyatçılar, yazarlar, şairler, dostları, öğrencileri, gençler…
Onu sevenler, ona vefa borcu olanlar…
Herkes oradaydı.
O an insanın dilinden ister istemez şu cümle dökülüyordu:
“Ne güzel bir ölüm…”
Çünkü insanın ardından bu kadar insan yürüyorsa, geride yalnız eser değil, gönüllerde iz bırakmış demektir.
Cenaze namazını eski Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez kıldırdı.
Görmez, cenaze töreninde hazır bulunanlara kısa fakat anlamı uzun bir konuşma yaptı:
“Yazar ve şairimiz Ali Haydar Haksal, Yedi İklim’e ve edebiyat dünyasına güzellikler taşımış, ümmetin derdiyle dertlenmiş müstesna bir insandı. Allah hepsinden razı olsun. Şu an cenazede güzel insanlar görüyorum. Onların kıymetini biliniz. Onun izinden gidecek daha çok güzel insanların yetiştirilmesi gerekiyor.”
Bu sözler, belki de cenazenin en anlamlı vasiyetiydi.
Güzel insanların kıymetini yaşarken bilmek…
Çünkü biz çoğu zaman değerlerimizi kaybettikten sonra fark ediyoruz.
Oysa Ali Haydar Ağabey gibi insanlar, hayatın kalabalığında sessizce yürürler. Gürültü çıkarmazlar, kimseyi incitmezler. Fakat gittiklerinde arkalarında bıraktıkları boşluk, seslerinden çok daha fazla duyulur.
Belki de gerçek edebiyat insanı budur:
Yaşarken kelimeleriyle konuşur,
giderken sessizliğiyle…
Ve biz yazarların hayatı biraz da böyledir.
Yaşayarak yazarız.
Düşünerek yaşarız.
Ölümüne kadar üretiriz.
Sonra da kelimelerimizi bizden sonraki zamana emanet ederiz.
Ali Haydar Haksal Ağabey de son nefesine kadar yazının başında, kitabın yanında, Yedi İklim’in içinde kaldı.
Belki de o hastane fotoğrafı, bize bundan daha güzel bir veda bırakamazdı.
Hasta yatağında bile dergisinin yeni sayısını kontrol eden bir yazar…
Sanki bize şunu söylüyordu:
“Ben gidiyorum ama söz bitmedi…”
Şimdi sıra, onun bıraktığı kelimeleri okumakta.
Onun yetiştirdiği gençlerde, dokunduğu gönüllerde ve eserlerinde yaşamaya devam edecek.
Rahmet olsun…
Ruhu şad, mekânı âli olsun.
Böyle güzel insanlar kolay yetişmiyor.
Kıymetlerini yaşarken bilelim.
Mehmet Ballı














