Sevgili okurlarım, Milletin Bayramı derken 30 Ağustos Zaferi, Türk Milletinin Bağımsızlığımı kazandığı bayramıdır. Bu zafer insanları kulluktan çıkararak, millet olma kimliğine kavuşturmuştur. Bu nedenle Milli Bayramlarımızın önemine uygun kutlamalıyız. Milli Bayramlarımız geçmişten günümüze, yaşamımızda iz bırakandır.
Sevgili okurlarım, o zaman 30 Ağustos Zafer Bayramının nasıl bir iz bıraktığı hakkındaki düşüncelerimi siz okurlarımla paylaşmak istedim. Bilmemiz gerekir ki Birinci Dünya Savaşı’nın 28 Temmuz 1914 tarihinde başlaması sonucunda, Osmanlı Devleti, Almanya Devleti yanında savaşa girmiş oldu. Bu savaş sonucunda, Osmanlı Devleti 30 Ekim1918’de yenilgiyle çıktı. Yenilgi sonrasında, Osmanlı Devleti 30 Ekim 1918’ de Limni Adası’ndaki Mondros limanında bulunan bir zırhlı gemide 25 maddelik bir barış antlaşmasını imzalamış oldu. Bu antlaşmayla mevcut toprakların tamamına yakını, kayıp edilmiş olundu. İtilaf Devletleri Lozan Barış Antlaşmasıyla yetinmeyerek, geriye kalan Anadolu topraklarında işgal etmek maksadıyla 10 Ağustos 1920 ‘de, Osmanlı Devletine Sevr Antlaşmasında kabul ettirmiş oldular. Bu antlaşmalar doğrultusunda, İtilaf Devletleri yurdumuzu tamamen elimizden almayı amaçlamışlardı. Amaçları Türkleri haritadan silmekti. Bu düşünceleri doğrultusunda, Anadolu’yu kendi aralarında pay etmişlerdi.
Sevgili okurlarım, İtilaf Devletleri kendi aralarında anlaşarak, Anadolu toprağımızı da paylaşımı şöyleydi:
Yunanistan: İzmir başta olmak üzere, Manisa, Balıkesir, Aydın, Bursa ve Uşak gibi Batı Anadolu bölgelerini işgal etmişti.
İngiltere: Musul, Urfa, Antep, Maraş, Samsun ve Merzifon’u işgal etmişti.
Fransa: Adana, Mersin, Osmaniye, Hatay ve Afyon çevresindeki bazı istasyonları işgal etmişti.
İtalya: Antalya, Muğla, Burdur, Afyon, Konya ve Aydın’ın bir kısmını (Batı Akdeniz ve İç Batı Anadolu) kontrol altına almıştı.
Aynı zamanda bu devletler, Doğu Anadolu Bölgesinde bağımsız bir Ermenistan devleti kurulmasını planlanmışlardı. Bu taksimatın haricinde, İstanbul ve Boğazlar, İtilaf Devletleri’nin ortak denetimine olacaktı.
Sevgili okurlarım, o günün koşullarındaki durum ve vaziyet bu biçimdeydi. Bir durup düşünün. İtilaf Devletleri, Anadolu’nun da dört bir yanını işgal etmeye başladılar. Her hususta, çeşitli bahanelerle, Mondros barış antlaşmasının 7. Maddesini ileri sürerek, güvenliklerinin tehdit edildiğini öne sürüyorlardı. Sözüm ona, stratejik noktalarda bulunan şehirlerde yaşayan insanların korunması hakkını savunuyorlardı. O günlerde Karadeniz Bölgesinde yaşanan olumsuzlukların ortaya çıkması sonucunda, itilaf devletleri, taleplerini gündeme taşımaktaydılar. Böyle bir durumla karşı karşıya kalan Osmanlı Padişahı Sultan VI. Mehmet Vahdeddin, İtilaf Devletlerinin dayatmasını dikkate almak zorunda kalmıştı. Son çare olarak, Gazi Mustafa Kemal Paşa’yı Anadolu’nun bazı bölgelerinde çıkan iç isyanları bastırmak üzere, görevlendirmiş olundu.
Sevgili okurlarım, Gazi Mustafa Kemal Paşa, bu görevlendirme sonrasında, 16 Mayıs 1919 günü Bandırma Vapuruyla İstanbul’dan Karadeniz’e açıldı. Gazi Mustafa Kemal Paşa takip edileceğini düşündüğünden, kıyı yolunu takip ederek, 19 Mayıs 1919′ da, Samsun’a ayakbastı. Amasya’da Paşalarla yaptığı görüşmeler sonucunda, 22 Haziran 1919’da Amasya Tamimiyle Misak-ı Milli hedefini içeren genelgesini yayınladı. İlk olarak 23 Temmuz ve 7 Ağustos 1919 günlerinde Erzurum, 4-11Eylül 1919 günlerinde de Sivas Kongrelerini yaptı. Sivas Kongresi sonrasında Ankara’ya gelerek, işgal altında olmayan illerden gelen Millet Vekilleriyle birlikte, 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılmasını sağladı. Kendisinin de TBMM Başkanı ve Başkomutan olması sıfatıyla “Misak-ı Millî sınırları içinde kalan topraklarımızda, Kurtuluş Savaşını başlattı. TBMM since çıkarılan savaş kanunu üzerine, İngiliz, Fransız ve İtalya devletleri işin ciddiyetinin farkına varınca, sulha gittiler. İşgal ettikleri şehirlerden çekildiler. Geriye kalan devletse Yunanistan’dı. İngilizlerin desteğini alan Yunan kuvvetleriyse, Ege Bölgesini bir fiil işgal etmişlerdi. Bu işgalden çekilmeği kabul etmeyen Yunan Kuvvetleriyle var gücümüzle savaşmak zorunda kalındı.
26 Ağustos 1922 tarihinde yapılan Başkomutanlık Meydan Muharebesi zaferle sonuçlandı. Yunanlılarla yapılan bu savaş, dünya tarihine en büyük kahramanlık zaferi olarak, yazılmış oldu.
Sevgili okurlarım, 104 yıl önceki o günleri bir düşünelim. 30 Ağustos 1922 Zaferi, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Kurulmasının başlangıcı olmuştur. Bu nedenledir ki 30 Ağustos 1922 Zaferini, ülkemizin en büyük bayramı olarak kutlamaktayız. Bu önemli zaferi taçlandıran Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, silah arkadaşlarını, şehitlerimizi ve gazilerimizi minnet ve şükranla anıyor, aziz hatıraları önünde saygıyla eğiliyorum.
Mürsel ADIGÜZEL
Halk Şairi ve Yazar














