İnsanın “insan” olma yolculuğu…
İnsanın “var olma” yolculuğu…
Başlangıç noktası: “imge”.
İmge; duyu organlarının dıştan algıladığı bir nesnenin, bilince yansıyan görüntüsü…
İnsanın kendi içindeki yankısı…
Varlığın ruhta bıraktığı iz…
“Var olma” yolunda insanın insanda gördüğü, hissettiği, anlamlandırdığı her şey aslında bir imgedir. Çünkü insan yalnızca etten ve kemikten oluşan bir beden değildir. İnsan; anlam arayan bir bilinç, hakikati arayan bir yolcu, sonsuzluğa gönderilmiş geçici bir misafirdir.
Varlık ile yokluk arasında incecik bir çizgidir insan.
Bir nefes kadar yakın yok oluşa,
Bir dua kadar yakın sonsuzluğa…
Belki de bu yüzden insan, kendini anlamaya çalışırken bütün kainatı sorgular. Gökyüzüne bakar, yıldızları inceler, toprağı eşeler, denizleri aşar; ama en büyük keşfin kendi içine yapılan yolculuk olduğunu çoğu zaman geç fark eder.
Çünkü insanın en büyük bilinmezi yine insanın kendisidir.
İmgesel varlık, ilmi zorunlu kılar.
Bilmek ister insan.
Neden geldiğini…
Nereye ait olduğunu…
Niçin sevdiğini…
Neden kırıldığını…
Neden bazen kalabalıkların içinde bile yalnız hissettiğini…
Her cevap yeni bir soruyu doğurur.
Her keşif başka bir kapıyı aralar.
İnsan öğrenerek büyür; sorgulayarak derinleşir.
İlim yalnızca kitaplarda değildir.
Bir annenin gözlerinde,
Bir çocuğun sessizliğinde,
Bir yaşlının suskunluğunda,
Bir yaprağın toprağa düşüşünde de ilim vardır.
Çünkü kainatta hiçbir şey sebepsiz yaratılmamıştır.
İnsan bazen kendini aynalarda arar, bazen başkalarının gözlerinde…
Oysa gerçek yolculuk; insanın kendi ruhuna bakabilmesidir.
Kendi karanlığıyla yüzleşebilmesi…
Eksik yanlarını kabul edebilmesi…
Dağıldığı yerden yeniden doğabilmesi…
“Kendini bulmak” denilen şey aslında yeni bir insan olmak değildir.
İnsanın özüne dönebilmesidir.
Maskelerden sıyrılmasıdır.
Kendine yabancılaşmadan yaşayabilmesidir.
Çünkü insan, kendini kaybettiğinde dünyayı kazansa bile eksiktir.
Ama kendini bulduğunda; en büyük boşluklar bile anlam kazanır.
İmge burada yeniden doğar.
İnsan artık yalnızca gördüğüyle değil, hissettiğiyle yaşamaya başlar.
Bakmak ile görmek arasındaki farkı anlar.
Duymak ile hissetmek arasındaki uçurumu fark eder.
Ve bir gün insan şunu öğrenir:
Kendini bulma yolculuğu bir varış noktası değildir.
Bitmeyen bir yürüyüştür.
Her düşüşte yeniden ayağa kalkmak,
Her kırılışta yeniden şekil almak,
Her yalnızlıkta kendine biraz daha yaklaşmaktır.
Çünkü insan…
Kendini keşfettikçe kainatı,
Kainatı anladıkça Yaradan’ı,
Yaradan’ı hissettikçe kendi hakikatini bulur.















