Uzun zamandır bu fotoğrafa bakıyorum; uçsuz bucaksız bir karanlığın ortasında, sırtını karlı dağlara, yüzünü ise elindeki fenerin titrek ışığına dönmüş ihtiyar bir yolcu… Gecenin ayazı ve yıldızların sessiz tanıklığı altında, devasa bir evrenin içinde küçücük bir nokta gibi duruyor. Ama dikkat edin, o elindeki feneri uzakları, başkalarının yolunu ya da zirveleri aydınlatmak için ileri uzatmamış. Işığı tam göğsünün üzerinde tutuyor; sakalına düşen her akı, yüzündeki her derin çizgiyi bizzat kendine hatırlatmak ister gibi.
Aslında hepimiz birer yolcuyuz ve çoğumuzun en büyük hatası, elimizdeki feneri hep başkalarının kusurlarını, dünyanın eksiklerini ya da henüz ulaşamadığımız uzak hedefleri aydınlatmak için kullanmak oluyor. Gözümüz hep dışarıda, kulaklarımız hep el alemde. Bir başkasının ne kadar yanlış yolda olduğuna kafa yormaktan, kendi ayağımıza takılan taşları görmezden geliyoruz. Oysa dışarısı her zaman bir parça karanlık, her zaman bir parça sisli kalacaktır. İnsanın asıl menzili, dışarıdaki yollar değil, içerideki o sarp geçitlerdir.
İçine bakmak, modern insanın en büyük korkusu haline geldi. Çünkü sessizleşip içeriye göz attığımızda; orada sadece çiçekli bahçelerle karşılaşmayacağımızı biliyoruz. Gölgelerimiz, bastırdığımız korkularımız, ertelediğimiz pişmanlıklarımız da o ışığın altında belirecek. Ama şifanın kuralı hiç değişmiyor: Yüzleşmediğin hiçbir karanlık dağılmaz. Tıpkı o ihtiyar bilgenin sükuneti gibi, kendi içimize bakarken de yargılamadan, sadece anlamaya çalışarak durmalıyız. “Ben neden buradayım?” ve “İçimdeki bu huzursuzluk hangi fırtınanın habercisi?” soruları, bizi dış dünyadaki sahte ışıklardan çok daha uzağa taşır.
Zaman akıp giderken, dünya her gün biraz daha gürültülü bir yer olurken; durup o feneri göğsümüze tutma cesareti göstermeliyiz. Dışarıdaki dağlar ne kadar görkemli, yıldızlar ne kadar parlak olursa olsun; bir insanın en büyük keşfi yine kendisidir. Unutmayın ki, kendi içindeki yolu aydınlatamayan birinin, başkasının karanlığına ışık olması mümkün değildir. Bugün, başkalarının hayatlarını izlemeyi bir kenara bırakıp, o feneri biraz da kendi ruhumuzun dehlizlerine tutmaya ne dersiniz? Belki de aradığınız o büyük sır, dışarıda değil, ışığın vurduğu o en yakın yerdedir.
Uzun zamandır bu fotoğrafa bakıyor(d)um; şimdi ise içime.
Sağlıcakla..















