Baharın Sustuğu Gece:
Bir Hıdırellez Vedası
Dünya, baharın gelişini kutlamak için hazırlanıyordu; gül dallarının altına dilekler bırakılıyor, ateşler yakılıyor, bolluk ve bereket duaları gökyüzüne fısıldanıyordu. Herkesin umutla beklediği o Hıdırellez gecesinde, benim dünyam en büyük hazinesini sessizce gökyüzüne uğurladı. Hıdır geldi, bolluk getirecekti belki ama benim en kıymetlimi, canımın parçasını alıp sonsuzluğa götürdü.
Baharın coşkusuna inat, kalbimde kışın en derin sessizliği başladı. Onu memleketin toprağına, köklerine emanet etmek için çıktığımız o iki günlük yolculuk, zamanın durduğu, mesafelerin anlamını yitirdiği bir boşluk gibiydi. Kavuşmak için değil, ebedi bir istirahat için gidiyorduk.
Sonra o pazar sabahı geldi; çiçeklerin, kutlamaların ve “Anneler Günü”nün sabahı… Ellerimde hediye paketleri değil, evladımın hatırasıyla kalakaldım. O paketlerin içinde neler vardı, o gün dünya neyi kutluyordu, inan hiç bilmiyorum.
Benim için Anneler Günü, artık bir kutlamanın değil, en derin fedakârlığın ve sonsuz bir özlemin adı olmuştu.
Şimdi ne zaman bir gül dalı görsem ya da bahar kokusu duysam, o gecenin ve o vedanın ağırlığı çöker omuzlarıma.
Toprak her bahar yeniden uyanırken, ben kızımı emanet ettiğim o memleket toprağının sadakatine sığınırım.
İnsan ne hissedeceğini, bu boşluğu nasıl dolduracağını bilemezmiş; ben de bilmiyorum. Bildiğim tek şey, o gece gidenin sadece bir çocuk değil, benim baharım olduğudur.















