Arabanın gürültüsüyle birlikte; toz ve koku başıma üşüştü. İçim daraldı ve kalp atışlarım hızlandı. Sıcak iyi gelir diye kara ateşe sığındım. Kasvetli bir hava ve sonucunda, yağmur gelebilirdi. Bu durumda evden çıkmak gereksizdi.
Kahveye gelebilsem, konuşup dertleşsem, belki açılırdım. Unutabilseydim çektiğim çileyi. Hayalet kahveci, diyorlar. Çektiğim çileyi bir nebze yaşasalar, soluk alamama tanık olsalar, belki beni hoş görürlerdi.
Patikadan şehre iniyorum, sinirlerim geriliyor ve iğne ilaç bile yaramıyor. Kahveye kadar hayal gücüyle geldim. Kendimi dinlememe kararı aldım. Geçenlerde yolda kaldığımda, arkadaşlar sağ olsunlar doktora yetiştirdiler. Bir iğne ile doyasıya soluk aldım. Buna rağmen gülüyor ve gönlümce yaşamak istiyorum. Doktor, “panik atak,” diyor.
Kendimde olamıyorum, bir görünüp bir kayboluyor, hayalet gibiyim…
Yaşantımdaki değişimin farkındayım. Psikolojik bunalımımı elimin tersiyle bir itebilsem. Bağışıklığım yetmiyor, alerjik unsurlara. Güçlenmesi için iğne ilaç kalmadı. Bedenim ilaç kokmaya başladı.
Sizlerle ilgimi kesmemek için rahat bir yol bulmaya çalışıyorum. Bazen öksürük tutar, tren gibi titrer ve yıkıntı arasında kalırım. Güneşin ısıtmasıyla gözlerim açılır. Kendime gelsem de toz ve kokuyla buluşuruz. Beni kara ateş paklar.
Yapılacak olanlardan uzaklaşırım. Aramıza engeller girer. Kendi kendime konuşmaya başlarım. Çay ocağını yıkar, yenilerim. Birlikte çay içmenin zevkine varırım. Acılarımı kale almam. Ama onlar ayağıma dolanır ve patikaya kadar dahi çıkamam.
Böyle bir ruh yapısıyla, gecikmeli de olsa kahveye gelebilmem, hayalet olduğum anlamına gelmez. Ocağın düzeninden artık genç sorumlu. Fakat sizlerle görüşmek, acılarımı unutturuyor.
Patikada sıçrayarak yürüdüğüm halde, ayağımı taşlardan koruyamıyorum. Normal yoldan da gelemiyorum. Toz ve koku boğulacak gibi oluyorum. Yaşam sınırlarım belirli, iğne ve ilaçlar kırmızı çizgiyi çekiyor.
Günün çoğunu burun akıntısıyla geçiriyorum. Ateşin dumanı da gözlerimi yaşartıyor. Dışarıyı puslu görüyorum. Arayan beni kahvede beklesin. Yine de ayağım oraya çekiyor. Öksürerek biri geliyorsa işte o benim.
Çay demleyip içmek, işim değil, çünkü kokuyor. Doktor, ilaç ve iğne diye kapısını aşındırdım.
Beynimi hastalık boyutunda tutan, sahte etkenleri silmeye çalışıyorum. Futbolu, siyaseti ve yöre derneklerini yok sayıyorum. Gereksizliğine inanıyorum. Böylece birinin dümen suyunun potasına girmiyorum. Çünkü bu isteklerin kendilerine ait olmadığını biliyorum. Kimse bana bu konuları dikte ettiremez.
Beynim bağımsız ve hür düşünen bir yapıdır. Hiçbirinin etkisinde kalmak istemez.
İçimi açabilsem, duygularımı dökebilsem ve hastalık serüvenimi takip edebilseniz, hayalet olmamı kabullenirsiniz.
Heyheyler geliyor ve uyuyamıyorum. Beynim yönetimi kaybediyor ve ayağa kalkamıyorum. Kahveye gelmek çırpınmama neden oluyor. Kendimi korumaya aldığımda ise hayalet kahveciyim.
Beynim meşgul, alışveriş yoğun. Keyif denilen rahatı unutalı çok oldu. Neşe ve gülmek denilen yeşil sahayla, beynin ilgisi kalmadı.
Dünyanın hareketliliğine ayak uyduramıyorum. Bu durum anormal davranışları tetikliyor. Hayallerim köreliyor ve rüyaya bile uzak kalıyorum.
Gerçek bir hayat yaşanıyorsa, ben ayaklar üzerinde bir gölgeyim.
Güneş doğsa da gölge kalıyorum.
Hasan Tanrıverdi















