2026 YKS sonuçları açıklandı…
Sonuçların açıklanmasıyla birlikte internet haber sitelerinde başarılı öğrencilerin elde ettikleri dereceler ve yerleştikleri bölümler peş peşe haber manşetlerine düşmeye başladı.
Bunlardan biri de Temel Yeterlilik Testi’nde (TYT) bütün soruları doğru cevaplayarak tam puanla Türkiye birincisi olan Eskişehir Fatih Fen Lisesinden bir öğrenci.
Haberlerde, başarılı bu gencin tek tercihinin ODTÜ Endüstri Mühendisliği olduğu ve bu tercihiyle ilgili olarak:
“Babam gibi mühendis olma hedefimi gerçekleştirdim.”
dediği aktarılıyordu.
Ne güzel!
Bir gencin yıllarca kurduğu hayale ulaşması, istediği üniversiteye ve bölüme yerleşmesi elbette alkışlanacak bir başarıdır. Kendi hayatına dair bir hedef belirlemiş ve o hedefin peşinden yürümüş olması da ayrıca takdire şayandır.
Fakat bazen tek bir haber, yalnızca bir öğrencinin başarı hikâyesi olmaktan çıkar; önümüze koca bir eğitim sisteminin fotoğrafını koyar.
İşte ben bu habere biraz da o pencereden bakıyorum.
Çünkü mesele sadece “Bu genç hangi bölümü kazandı?” meselesi değildir.
Asıl soru şudur:
Bir ülke, en zeki çocuklarını hangi mesleklere yönlendiriyor?
________________________________________
Elbette Abdullah Uslu, aldığı puanla tıp fakültesini tercih edebilirdi.
Bilgisayar ve Yapay Zekâ Mühendisliği okuyabilirdi.
Elektrik-Elektronik Mühendisliği’ne yönelebilirdi.
Hukuk okuyup hâkim, savcı ya da avukat olabilirdi.
İşletme ve ekonomi alanında ilerleyip ülkenin büyük şirketlerini, finans kurumlarını veya ekonomik yapılarını yönetmeye talip olabilirdi.
Hatta öğretmenliği tercih edebilirdi.
Ama o, gönlündeki mesleği seçti.
Tercihine elbette saygı duyuyorum.
Çünkü insanın hayatını yalnızca sınav puanı belirlememeli; hayalleri, kabiliyetleri ve tutkuları da belirlemelidir.
Ancak tam da burada başka bir sorunun kapısı aralanıyor:
Ya mesele bir öğrencinin tercihi değil de, bir ülkenin tercihleri ise?
________________________________________
Bir düşünelim…
Bir ülkenin en zeki çocuklarını tıp fakültelerine gönderiyoruz.
Bir bölümünü mühendisliklere yönlendiriyoruz.
Bir bölümünü hukuk, ekonomi ve teknoloji alanlarına dağıtıyoruz.
Peki ya onları yetiştirecek insanları kim yetiştirecek?
Doktoru kim yetiştirecek?
Mühendisi kim yetiştirecek?
Hukukçuyu, ekonomisti, bilim insanını, yazılımcıyı kim yetiştirecek?
Bir ülkenin geleceğini inşa eden yalnızca mühendis değildir.
Mühendisi yetiştiren de vardır.
Doktoru yetiştiren de…
Bilim insanına bilimin yolunu gösteren de…
Çocuğun zihninde ilk merakı uyandıran da…
Bir milletin geleceğini şekillendiren görünmez mimarlar vardır.
Onların adı öğretmendir.
________________________________________
Ben yıllardır aynı düşünceyi farklı cümlelerle dile getiriyorum:
Bir ülke gerçekten çağ atlamak istiyorsa, en zeki çocuklarını yalnızca doktor, mühendis, hukukçu ya da yönetici yapmanın yollarını aramamalıdır.
Onların bir bölümünü, öğretmen yetiştiren öğretmenlere dönüştürmenin yolunu da açmalıdır.
Çünkü iyi bir öğretmen, yalnızca bir sınıfa ders anlatmaz.
Bir öğretmen, onlarca çocuğun hayatına dokunur.
Bir öğretmen, belki de geleceğin doktorunu keşfeder.
Bir başkasında mühendislik zekâsını görür.
Bir diğerinin elinden tutup onu bilim insanı olmaya yönlendirir.
Kimi çocuğun özgüvenini yeniden kurar, kimi çocuğun içindeki cevheri ortaya çıkarır.
Ve belki de en önemlisi…
Bir öğretmen, kendisinden çok daha büyük bir geleceği yetiştirir.
İşte bu yüzden iyi bir öğretmenin etkisi, bir meslek ömrünün çok ötesine taşar.
________________________________________
Peki biz ne yapıyoruz?
Eğitim sistemimizin en kritik unsurlarından biri olan öğretmenliği, çoğu zaman meslekler hiyerarşisinin üst sıralarına koymuyoruz.
En parlak gençlerin “öncelikle” öğretmen olmasını sağlayacak bir sistem kuramıyoruz.
Öğretmenliği ekonomik, sosyal ve akademik açıdan hak ettiği itibara yükseltemiyoruz.
Sonra da yıllar boyunca:
“Eğitim neden düzelmiyor?”
“Çocuklarımız neden değişti?”
“Gençler neden böyle?”
“Toplum neden bu hâle geldi?”
“Bilim neden ilerlemiyor?”
“Ülke neden yeterince üretmiyor?”
diye sorup duruyoruz.
Oysa belki de soruyu başka türlü sormamız gerekiyor:
Biz geleceği yetiştirecek insanları ne kadar önemsiyoruz?
________________________________________
Benim hayalimdeki eğitim sistemi biraz farklı.
Öyle bir sistem ki…
Eğitim fakültelerine girmek, en yüksek puanları gerektiren tercihlerden biri olsun.
Öyle bir sistem ki…
Bir çocuğun “Ben öğretmen olacağım.” demesi, “Daha yüksek puanlı bir bölüm kazanamadım.” anlamına gelmesin.
Tam tersine:
“Ben bir nesil yetiştireceğim.” anlamına gelsin.
Öğretmenin maaşı, itibarı ve sosyal konumu da buna göre şekillensin.
Çünkü bir ülkenin geleceğini emanet ettiği insanlara, geleceğin emanetçileri gibi davranmak gerekir.
________________________________________
Düşünün…
En zeki çocuklarımızın bir kısmını öğretmen yapıyoruz.
Onları çağın en iyi üniversitelerinde, en iyi akademisyenleriyle yetiştiriyoruz.
Bilimle, teknolojiyle, yapay zekâyla, psikolojiyle, sosyolojiyle, felsefeyle ve pedagojinin en gelişmiş yöntemleriyle donatıyoruz.
Sonra bu öğretmenleri ülkenin dört bir yanındaki çocuklarla buluşturuyoruz.
Bir öğretmenin önüne yüzlerce, binlerce çocuk geliyor.
Ve o çocukların içinden geleceğin doktorları, mühendisleri, hukukçuları, bilim insanları, sanatçıları, girişimcileri, yöneticileri çıkıyor.
İşte o zaman bir öğretmenin etkisi, tek bir mesleğe değil; bir milletin bütün mesleklerine yayılıyor.
Belki de asıl kaldıraç budur.
________________________________________
Bu nedenle mesele Abdullah Uslu’nun neden Endüstri Mühendisliği’ni seçtiği değildir.
Mesele, onun tercihine müdahale etmek hiç değildir.
Mesele şudur:
Biz, ülkenin en parlak çocuklarına öğretmenliği neden en parlak geleceklerden biri olarak gösteremiyoruz?
Belki de eğitim sisteminin en büyük eksiklerinden biri burada saklıdır.
Çünkü iyi bir doktor bir insanın hayatını kurtarabilir.
İyi bir mühendis bir şehri, bir fabrikayı, bir teknolojiyi değiştirebilir.
İyi bir hukukçu adalete hizmet edebilir.
Ama…
İyi bir öğretmen, bütün bunları yapacak insanları yetiştirebilir.
İşte aradaki fark budur.
________________________________________
Öyleyse belki de eğitim politikamızın merkezine yeni bir soru koymanın zamanı gelmiştir:
“En başarılı öğrencilerimizi hangi mesleğe yönlendirelim?”
Benim cevabım şu:
Onların bir kısmını, geleceğin bütün mesleklerini yetiştirecek öğretmenler olarak yetiştirelim.
Çünkü bir ülkenin gerçek zenginliği yalnızca yer altındaki madenlerinde, fabrikalarında, teknolojisinde veya gökdelenlerinde değildir.
Asıl zenginlik, sınıflarında oturan çocukların zihnindedir.
Ve o zihinlere dokunan öğretmenler ne kadar nitelikliyse, o ülkenin geleceği de o kadar güçlüdür.
Belki de artık şunu anlamamız gerekiyor:
Bir ülkeyi yalnızca mühendisleri uçurmaz.
Mühendisleri yetiştiren öğretmenler de uçurur.
Doktorları yetiştiren öğretmenler de…
Bilim insanlarını yetiştiren öğretmenler de…
Ve nihayetinde:
Bir milletin geleceğini, o geleceği yetiştiren öğretmenler şekillendirir.
İşte bu yüzden, eğitim fakültelerini puan sıralamasının en tepesine; öğretmenliği de mesleklerin en itibarlı makamlarından birine taşıyabilirsek…
Belki bugün şikâyet ettiğimiz pek çok şeyin, yarın nasıl birer birer değiştiğini hep birlikte görürüz.
Çünkü geleceği değiştirmek istiyorsak, önce geleceği yetiştirenleri değiştirmeliyiz.
Zemheri — Mehmet Ballı














