Bir bahar sabahı, gökyüzü ve denizin maviliği ufkun derinliklerinde birleşti. Dağ rüzgârı kesilmiş ve her yan, sessizliğe bürünmüştü.
Siyah beyaz fotoğrafta, gözümüzün önünden, mevsimler geçiyordu.
Bulutların itirazı vardı, dağın rüzgârına, çünkü, bulutlar tepemize şimşeği hazırlıyordu. Sis tepeleri esir almış sahile el sallıyordu. Bu durum yağmurumla ve şimşeğimle geliyorum, demekti.
Kerpiç evin kapısında, çektiler siyah beyaz resmimizi. Resim, gönlümüz de rengârenkti. Annem rüzgâr çıktı, ayağınızı giyin ve sırtına kazağını alın, diyordu.
Kuşlar da tarlaya üşüştü, “doğan,” bulutlara yakın dönüyordu. Kedi yavruları ve civcivleri mereğe sakladık. Sapanla taş fırlattık, doğana korkması için, istifini bile bozmadı.
Fotoğrafın diline göre, yaz giriyordu. Bulut ve yağmur acaba hayal miydi?
Kara ateşin dumanı burularak, çimene yayılıyordu. Üzerimize “is” sinmiş ve her tarafı kokutmuştu. Görüş alanımız kapanıp dere çağladı.
Soluk almadan, fotoğrafın dilini dinliyorum. Annemin kucağına yaslandım ve fotoğrafımızı aldılar. Beyaz kâğıda resmettiler hepimizi. Anneme bir bardak su getirdim ve derede gürültü koptu. Beklenen sel gelmişti.
Böyle bir günde yanmıştı mereğimiz. Aklıma gelmesine üzüldüm, çünkü yapımında, çok zorluk çekmiştik. İnekleri ve çayırı kurtarmış ve sevicimiz tamamen yanmadığınaydı. Yüreğimiz ağzımızda komşularla koşturmuştuk.
Halbuki gün güzel başlamıştı. Fotoğrafın dili, nağmelerle bezeliydi. Çimen yeşilin farklı nüanslarına dönüşmüştü. Kerpiç evimiz bir fırtınaya bakıyordu. Gözü yaşlı annem, evin yenilenmesinden yanaydı. Böylece korku atmosferinde yaşamayalım, diyordu.
Yıkmadan onaralım, dedi kardeşim. Annem kızdı elin keser tutmaz, inşaata kalkarsın, dedi. Kardeşim kendini savundu. Belki de haklıydı. Çünkü kerpiç evimiz artık tarihi özellikte sayılıyordu.
Heyelan böyle bir anı bekliyor. Sağanak, bahçeyi dereye indirir, dedi.
Araba korna çaldı, içinden çıkan adam eskici, naylon ve buzağı alıyorum, dedi. Annem bağırdı, kalmadı verdik, dedi.
Fotoğrafın dilini, okumaya devam ettik. Yağmur gelmedi. Kardeşim dağlar bırakmamıştır, dedi. Birlikte güldük. Dere kenarından çayır biçtik ve sepetlere doldurduk eve çıktık. Biçtiğimiz çayırı ineklerin önüne attık.
Evin yapılış tarihini, babama sorduk. Babam, yüz yıl vardır, dedi. Dolgu evimizin özelliğini kışları sıcak yazları serin olmasıdır. Böylece sağlık yönüyle güvenlidir, dedi.
Fotoğraf çok şey anlatıyordu. Yaz günleri bekleniyorsa da soğuk da gelebilirdi. Annem, dağın havasına güven olmaz, dedi. Evin yıkılıp yapılacağını, siyah beyaz fotoğraftan öğrenmiştik. Okuyan çocukların görev yerine gideceğini de biliyorduk.
Ailede çocukların görev yerlerine dağılmasıyla; bağ ve bahçeler bakımsız kaldı. Toprak unutulmasa da verimsiz bir hale dönüştü. Bir tek yaşlı babam ne yapabilirdi.
Fotoğrafı çeken kişiyi minnetle anıyorum. Bu zamanı görmesini değerli buluyorum.
Arkları açmak için koşmamız geçti, gözümün önünden.
Hasan Tanrıverdi















