İnsan, kendi duygusal ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıp, bu ihtiyaçları yoğun biçimde bir başkasının ilgisine ve sevgisine bağlar. Birini sevmekten farklı bir durumdur bu. İlişkinin, kişinin “ayakta kalma” ya da “kendini değerli hissetme” biçimine dönüştüğü bu hale duygusal bağımlık denir.
Duygusal bağımlılık çoğu edebi eserde, şiirde, şarkıda yüce bir meziyet gibi lanse edilse de gerçekte zarar veren psikolojik bir problemdir. Zira kişi kendi varoluşunu, anlamını ve değerini bütünüyle karşısındakinin onayına bırakır. Bu insanların narsist kurbanı olma ihtimali de yüksektir.
An gelir, bir başkasının varlığında kendi sesini kaybeder. Sanki kalbinin içinde yankılanan o eski, tanıdık tını, başka birinin nefesine karışınca silikleşir. Duygusal bağımlılık, işte tam da bu silinme hâlidir. İnsanın kendinden yavaş yavaş eksilerek bir başkasında tamamlanmaya çalışmasıdır. Bu yüzden duygusal bağımlılık, sevginin çok olması değil, kişinin kendisiyle olan bağının zayıf olmasını yansıtır.
İnsanın duygusal deneyimleri bilinçsizce tekrar aradığı bir döngüdür duygusal bağımlılık. Bazı kişiler tanıdık geldiği yoğun duygu dolu ilişkilere sürekli çekilir ve her zaman geçmişten gelen köklü duygusal kalıbı yeniden güçlendirir böylece.
Birini sevmekle ona tutunmak arasında ince, neredeyse görünmez bir çizgi vardır. Sevgi, bir pencere gibi açılır, bağımlılık ise kapıları kilitler. Sevdiğin kişiye bakarken kendini de görebiliyorsan özgürsündür. Ama gözlerin sadece onu seçiyorsa, sen çoktan kendine sırtını dönmüş ve bağımlı olmuşsundur.
İnsan bazen eksik doğduğunu sanır. İçindeki boşluğu bir başkasının sesiyle, dokunuşuyla doldurabileceğine inanır. Oysa o boşluk, doldurulmak için değil, anlaşılmak için vardır. Duygusal bağımlılık, bu boşluğu başkasına emanet etmenin en kırılgan biçimidir.
Bir mesaj beklemekle başlar her şey. Küçük, masum bir beklenti. Sonra o mesaj gelmediğinde büyüyen bir sessizlik. Sessizlik, zamanla bir uçuruma dönüşür. Ve insan, o uçurumun kenarında sadece bir kişinin sesiyle dengede durduğunu fark eder.
Bağımlı bir kalp, sevdiğini kaybetmekten değil, kendini kaybetmekten korkmaz artık. Çünkü çoktan kaybetmiştir. Kendi yalnızlığını, kendi varlığını unutmuş bir ruh, başka bir ruhun gölgesinde yaşamaya razı olur.
Sevdiğin kişinin yokluğu seni eksiltiyorsa, aslında onun varlığı seni büyütmüyordur. Çünkü gerçek sevgi çoğaltır, bağımlılık ise tüketir. Birinin yanında kendin gibi olamıyorsan, onun yokluğunda da kendini bulamazsın. Bu yüzden bazı insanlar, ayrılıktan değil, kendi içlerine dönmekten korkar.
Oysa sevgi, iki tam insanın birbirine dokunmasıdır, iki yarımın birbirine tutunması değil. Bağımlılık ise yarımlığın kutsanmasıdır. Birbirini tamamlamak değil, birbirine muhtaç kalmaktır. Ve muhtaçlık, zamanla sevgiyi de boğar.
Kendi iç sesini susturdukça, karşındakinin sesi büyür. Onun sözleri, senin gerçekliğin olur. Onun varlığıyla var, yokluğuyla yok hissedersin. Bu, görünmeyen bir kafestir, kapısı açık ama çıkmaya cesaret edemediğin.
Duygusal bağlılıkta birey, en çok kendine yabancılaştığında bağlanır bir başkasına. Kendine dönmek zor ve yüzleşmek ağırdır. Bir başkasına tutunmak ise geçici bir kaçıştır. Oysa her kaçış, insanı biraz daha kendinden uzaklaştırır.
Duygusal bağımlılığın içinden geçerken insan, en sonunda şunu öğrenir: Bir başkasına yaslanmak güzeldir, ama kendi ayaklarının üzerinde durmayı unuttuğunda, sevgi artık bir sığınak değil, bir zincir olur.























