Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi
Salı, Eylül 29, 2026
  • Giriş Yap
  • Ana Sayfa
  • Köşe Yazarları
  • Künye
  • Yayın İlkeleri
  • Yazar Müracaatı
  • Kurumsal
    • Misyon
    • Yayın Grubumuz
    • Logo
    • Reklam Tarifesi
  • Yazar Girişi
  • E-Posta
Sonuç yok
Tüm sonuçları gör
  • Ana Sayfa
  • Köşe Yazarları
  • Künye
  • Yayın İlkeleri
  • Yazar Müracaatı
  • Kurumsal
    • Misyon
    • Yayın Grubumuz
    • Logo
    • Reklam Tarifesi
  • Yazar Girişi
  • E-Posta
Sonuç yok
Tüm sonuçları gör
Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi
Sonuç yok
Tüm sonuçları gör
Anasayfa Doğa-Çevre

Zamanın Uğramadığı Yer

Nezahat GÖÇMEN Yazar Nezahat GÖÇMEN
29 Eylül 2026
Doğa-Çevre, Eğitim & Kültür, Nezahat GÖÇMEN
0
Zamanın Uğramadığı Yer
400
Paylaşma
5k
Görüntülenme
Facebook'ta PaylaşTwitter'da Paylaş

ZAMANIN UĞRAMADIĞI YER

Dünyanın bir ucundaki hayat, artık birkaç saniye içinde gözümüzün önünden akıp geçiyor. Eskiden yalnızca bir dergi sayfasında ya da televizyon ekranında donup kalmış o uzak görüntüler, şimdi internetin sınırsız akışında, rengârenk ve hareketli bir dünyaya dönüşüyor.

Ben de onları böyle görmeye başladım. Rengârenk giysiler içindeki çocukların dans edişlerini, kahkahalarını, kadınların boyunlarındaki boncukları, yüzlerindeki o kendine özgü ifadeyi uzun uzun izliyor, sonra yalnızca görüntüyle yetinemeyip araştırıyorum.

“Peki, bunlar nasıl yaşıyor?” diye merak ediyorum.

Çünkü ekranda gördüğümüz o parlak görüntünün arkasında gerçek bir hayat var. Dans eden çocukların ertesi sabahı, boncuklarını takan kadınların günlük telaşları… Ve tıpkı onlar gibi, erkeklerin de kendi dünyaları… Sığır sürülerinin bakımında ve korunmasında, topluluk içinde çeşitli sorumluluklar üstlenen, geleneklerin sürdürülmesine katkıda bulunan erkeklerin günlük meşgaleleri…

Bir toplumun yalnızca nasıl göründüğünü değil, nasıl yaşadığını; çocuklarını nasıl büyüttüklerini, hastalandıklarında ne yaptıklarını, birbirlerine nasıl destek olduklarını ve anlaşmazlıklarını nasıl çözdüklerini merak ediyorum. Beni en çok da bu düzenin, o görünmeyen tarafı ilgilendiriyor.

Güneş henüz bozkırın sırtına elini sürmemişken, çölün o keskin ve sinsi ayazı kulübelerin tahtalarını yokluyor. Zamanın büküldüğü, takvimlerin ve saatlerin hükmünün bizim bildiğimiz anlamda hissedilmediği bu coğrafyada sabah, bir sessizlikle başlıyor. Orada ne çalan bir çalar saat var ne de günün koşturmacasını haber veren sirenler. Sadece ataların ocağından yükselen hafif bir duman ve toprağın kokusu…

Konik kulübenin karanlığında, hayvan derilerinin üzerinde gözlerini açan bir kadın, güne uyanmıyor; sanki kuşaktan kuşağa aktarılan eski bir rüyanın içine yeniden doğuyor. Önce doğruluyor. Sonra coğrafyanın ona sunduğu o kadim zırhı kuşanıyor: kiremit rengi toz ile hayvansal yağın karışımı… Otjize.

Günün ilk ışıkları tenine değmeden önce, cildini kurutan rüzgâra ve güneşe karşı sürülüyor o kızıl karışım. Karşısında modern dünyanın kusursuzluk telaşını yansıtan bir ayna yok. Aynası doğanın kendisi.

Sonra o görüntüyü izlerken insan hayret etmeden duramıyor. Kiremit rengi tozun, toprağın ve hayvansal yağın içinde yaşayan bu insanlar nasıl oluyor da üzerlerindeki o özeni, o inceliği koruyorlar? Boyunlarına dizilmiş rengârenk boncuklar, ağır takılar, kusursuz bir düzen içinde duran süslemeler… Ve o dimdik, kendinden emin duruş… Sanki çölün ortasında zamana direnmiş heykeller gibiler.

Bazı kadınların dudaklarına taktıkları büyük plaklara bakarken de aynı şaşkınlığı yaşıyorum. Bizim gözümüze son derece yabancı gelen bu görüntünün onlar için bambaşka bir anlamı var.

Dışarıdan bakınca her şey ne kadar sakin, ne kadar “zamanın durduğu” bir tablo gibi duruyor, değil mi? Oysa biraz yakından bakınca anlıyorsunuz ki o sade görünümün arkasında, doğayla yapılan çetin ve kesintisiz bir mücadele var. Suya ulaşmak için yapılan uzun yürüyüşler, hayvanların bakımı, ateşi koruma çabası, çocukların güvenliği derken onların da dünyası kendi içinde alabildiğine yoğun, alabildiğine meşakkatli meşgalelerle dolu.

Zaman belki bizim gibi saatlerin ellerinde akıp gitmiyor ama hayatın o ham ve yorucu gerçekliği hiç durmadan dönüyor.

Sonra kendime soruyorum: Acaba onlar da bizim hayatımıza bakıp aynı şaşkınlığı yaşıyorlar mıdır? Bizim apartmanlarımızı, trafiğimizi, telefonlarımızı, bitmek bilmeyen koşturmamızı, aynı anda binlerce insanla konuşabilmemizi görseler ne düşünürlerdi? Belki onların gözünde bizim hayatımız da, bizim gözümüzde onlarınki kadar tuhaf görünürdü.

Bunu düşündüğümde, “modern” dediğimiz kelimenin ne kadar bize ait olduğunu fark ediyorum. Her toplum kendi hayatının içinde bir düzen kuruyor; kendi bildiği biçimde yaşıyor, kendi değerlerini taşıyor. Çünkü orada yalnızca renkler, danslar ve takılar yok. Kurallar var. Topluluğun kendi düzeni var. Büyüklerin sözü var. Yaşlıların deneyimine verilen değer var. Bir anlaşmazlık çıktığında nasıl davranılacağını belirleyen gelenekler var.

İşte burada merakım daha da büyüyor. Bir çocuk hata yaptığında kim konuşuyor? İki insan anlaşamadığında kim araya giriyor? Büyüklerin sözü ne kadar dinleniyor? Bir insan topluluğun içinde nasıl korunuyor?

Belki de bir toplumu anlamanın yolu, yalnızca insanların nasıl giyindiğine ya da nasıl dans ettiğine bakmak değil; birbirleriyle anlaşamadıklarında ne yaptıklarına bakmaktır.

Sonra günlük hayatın en temel şeylerini düşünmeye başlıyorum. Su onlar için ne kadar kıymetli? Biz musluğu açıyoruz; su geliyor. Çoğu zaman ne kadar kolay ulaştığımızı bile düşünmüyoruz. Oysa kurak bir coğrafyada su, yalnızca susuzluğu gidermek değil, hayatın kendisi demek.

Peki ya tuz? Biz sofrada tuzluğu uzatırken bunun üzerinde düşünmüyoruz bile. Oysa insan merak ediyor: Bu coğrafyada yaşayan insanlar tuzu nasıl temin ediyor? Tuz onların günlük hayatında ne kadar önemli? Sonra sütü, yağı, eti düşünüyorum. Sığırların onların hayatındaki yerini, sütün nasıl değerlendirildiğini, hayvansal yağların nerelerde kullanıldığını merak ediyorum. Bizim zeytin ağacından elde ettiğimiz yağın yerine onların hayatında başka neler var? Elma biliyorlar mı? Ekmek nasıl? Peynir var mı? Çocuklar bizim bildiğimiz tatları biliyor mu? Birbirinin peşinden koşan o çocukları izlerken insan bunları da merak ediyor.

Sorular çoğaldıkça, aslında baktığım şeyin yalnızca uzak bir coğrafya olmadığını fark ediyorum. Bir hayat biçimine bakıyorum. Özellikle çocukları izlerken insanın yüzünde istemeden bir gülümseme beliriyor. Renk renk giysileriyle dans ediyor, gülüyor, birbirlerinin peşinden koşuyorlar. O görüntü önce çok uzak ve masalsı geliyor. Sonra merak ediyorsunuz: Bu çocukların sıradan bir günü nasıl geçiyor? Anne babalarıyla ilişkileri nasıl? Birbirleriyle anlaşamadıklarında yollarını nasıl buluyorlar? Bir sorun çıktığında kim araya giriyor?

İşte benim merakım tam burada başlıyor. Çünkü ben yalnızca güzel görüntüleri izlemek istemiyorum. O görüntünün arkasındaki hayatı anlamaya çalışıyorum. Şehirlerde insanı tüketen gürültü, binalar yığını, “şurası benim, burası senin” kavgaları, faturalar, yetişme telaşı… Burada hayatın ölçüleri başka. Kilometrelerce yürüyen ayaklar, eşek sırtında taşınan hayatlar ve gürültüsüz, sade bir akış…

Dışarıdan bakan modern insan için burası bir macera ya da belgesel karesi olabilir. Ama orada yaşayanlar için bu, hayatın kendisi.

Belki de onların hayatına bakarken yaptığımız en büyük hata, onu bizim ölçülerimizle değerlendirmek olur. Çünkü onların da bir geçmişi, birikimi, bilgisi ve kendi dünyalarında geliştirdikleri çözümleri var. Onlar da belki çocuklarına, “Bizim atalarımız böyle yaparmış,” diye kendi geçmişlerinden söz ediyor; bugünlerini ise geçmişten devraldıklarıyla, zaman içinde öğrendikleriyle ve ihtiyaçlarıyla birlikte kuruyorlardır.

Biz çoğu zaman kendi hayatımızı “gelişmişlik” ölçüleriyle açıklarken, onların da doğayla kurdukları ilişki içinde kendilerine göre bir bilgi ve beceri dünyaları var. Belki mesele kimin daha gelişmiş olduğu değil. Belki mesele, insanın yaşadığı yere göre bir hayat kurmayı öğrenmesi.

İnternet sayesinde artık dünyanın bir ucundaki hayatı birkaç saniye içinde izleyebiliyoruz. Ama bir insanın hayatını gerçekten görmek, yalnızca görüntüsünü görmek değil. Ben de o görüntülerin arkasındaki hayatı merak ediyorum. Onların dünyasına bakarken kendi dünyama da yeniden bakıyorum. Ve düşünüyorum: Acaba onlar da bizi izleseler, bizim hayatımız hakkında neler merak ederlerdi? Belki onlar da bizim saatlerimize, telefonlarımıza, apartmanlarımıza, kalabalıklarımıza bakıp kendi kendilerine sorarlardı: “Bunlar böyle bir hayatı nasıl sürdürüyor?”

İşte o zaman iki ayrı dünya, birbirine uzaktan bakıyor olurdu. Biri ötekine “geri” ya da “ileri” demeden… Sadece birbirini anlamaya çalışarak.

Çünkü nihayetinde zaman, hiçbir yerde gerçekten durmuyor. Sadece herkesin hayatında başka türlü akıyor; kendi ritmi, kendi döngüsü, kendi gerçeği içinde.

Paylaş
Etiketler: dergi sayfasıinternetotjizesığır sürüleritelevizyon ekranı
Önceki Yazı

Hayatın Anlamına Dair Bir “Evreka!” 

Sonraki Yazı

Tüy

Nezahat GÖÇMEN

Nezahat GÖÇMEN

İlişkili Yazılar

Hayatın Anlamına Dair Bir “Evreka!” 
Eğitim & Kültür

Hayatın Anlamına Dair Bir “Evreka!” 

29 Eylül 2026
5k
Denizin Bereketli Zamanı: Eylül Ayı Balıkları
Doğa-Çevre

Denizin Bereketli Zamanı: Eylül Ayı Balıkları

28 Eylül 2026
5k
İyi ki Öğretmenim
Eğitim

İyi ki Öğretmenim

28 Eylül 2026
5k
Kütüphane mi, Mescit mi?
Eğitim & Kültür

Kütüphane mi, Mescit mi?

27 Eylül 2026
5k
Sonraki Yazı
Tüy

Tüy

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Köşe Yazarları

Türkiye Deprem Haritası

 

Ayın Sözü

Lütfen Duyarlı Olalım!

de, da vb. bağlaçlar ayrı yazılır.

Cümle bitişinde noktalama yapılır. Boşluk bırakılır, yeni cümleye büyük harfle başlanır.

Dilimiz kadar, edebiyatımıza da özen gösterelim.

Arşiv

Sosyal Medya’da Biz

  • Facebook
  • İnstagram
  • Twitter

Entelektüel Künyemiz!

Online Bilgi İletişim, Sanat ve Medya Hizmetleri, (ICAM | Information, Communication, Art and Media Network) Bilgiağı Yayın Grubu bileşeni YAZAR PORTAL, her gün yenilenen güncel yayınıyla birbirinden değerli köşe yazarlarının özgün makalelerini Türk ve dünya kültür mirasına sunmaktan gurur duyar.

Yazar Portal, günlük, çevrimiçi (interaktif) Köşe Yazarı Gazetesi, basın meslek ilkelerini ve genel yayın etik ilkelerini kabul eder.

Yayın Kurulu

Kent Akademisi Dergisi

Kent Akademisi | Kent Kültürü ve Yönetimi Dergisi
Urban Academy | Journal of Urban Culture and Management

Ayın Kitabı

Yazarımız, Sedayi ALTUN’dan,

“Bir Eğitim Yolcusu” adlı güzel bir eser. Yazarımızın eseri, yine bir yazarımız ve Karadeniz Şairler ve Yazarlar Derneği yönetim kurulu üyemizin sahibi olduğu Ateş Yayınlarından çıkmıştır. Kendilerini kutluyoruz.

Gazetemiz TİGAD Üyesidir

YAZAR PORTAL

JENAS

Journal of Environmental and Natural Search

Yayın Referans Lisansı

Creative Commons License
This work is licensed under a Creative Commons Attribution-NonCommercial-NoDerivatives 4.0 International License.

Bilim & Teknoloji

Eğitim & Kültür

Genel Eğitim

Kişisel Gelişim

Çocuk Gelişimi

Anı & Günce

Spor

Kitap İncelemesi

Film & Sinema Eleştirisi

Gezi Yazısı

Öykü Tefrikaları

Roman Tefrikaları

Röportaj

Medya

Edebiyat & Sanat

Sağlık & Beslenme

Ekonomi & Finans

Siyaset & Politika

Genç Kalemler

Magazin

Şiir

Künye

Köşe Yazarları

Yazar Müracatı

Yazar Girişi

Yazar Olma Dilekçesi

Yayın İlkeleri

Yayın Grubumuz

Misyon

Logo

Reklam Tarifesi

Gizlilik Politikası

İletişim

E-Posta

Üye Ol

BİLGİ, İLETİŞİM, SANAT ve MEDYA HİZMETLERİ YAYIN GRUBU

 INFORMATION, COMMUNICATION, ART and MEDIA PUBLISHING GROUP

© ICAM Publishing

Gazetemiz www.yazarportal.com, (Yazarportal) basın meslek ilkelerine uymaya söz vermiştir.
Yazıların tüm hukuksal hakları yazarlarına aittir. Yazarlarımızın izni olmaksızın, yazılar, hiç bir yerde kaynak gösterilmeksizin kısmen veya tamamen alıntı yapılamaz.

Sonuç yok
Tüm sonuçları gör
  • Ana Sayfa
  • Köşe Yazarları
  • Künye
  • Yayın İlkeleri
  • Yazar Müracaatı
  • Kurumsal
    • Misyon
    • Yayın Grubumuz
    • Logo
    • Reklam Tarifesi
  • Yazar Girişi
  • E-Posta

© 2008 - 2021 Yazar Portal | Türkiye Interaktif Köşe Yazarı Gazetesi

Yeniden Hoşgeldin

Aşağıdan hesabınıza giriş yapın

Şifrenimi unuttun?

Parolanızı alın

Şifrenizi sıfırlamak için lütfen kullanıcı adınızı veya e-posta adresinizi girin.

Giriş yap