Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

Biat Kültürü

Selami SAYGIN

09 Ocak 2012 00:01

Yorum Yapılmamış

Arapça kökenli olan biat kelimesinin aslı bey’at; satmak, satın almak, ticari bir alış verişin karşılığı olarak kullanılır. Kelimenin mastar hali olan bey, birisine yöneticilik vermek veya birisinin yöneticiliğini kabullenmek anlamında da kabul edilmiştir. Araplar ticari bir alış verişi teyit emek amacıyla el sıkışmayı adet haline getirdiklerinden, idare edenle edilen arasında bir çeşit sözleşme sayıldığından, devlet başkanlığı seçimi veya seçilmiş birisinin başkanlığını kabul etmenin belirtisi olarak da el sıkışılırdı.

Kelime halen Türkçede de ticari anlamda kullanılmaya devam edilmektedir. Üretici bir şirketin mallarını satmak için sözleşen aracılar bayi diye adlandırılmaktadır. Bayi bu anlamı ile doğrudan satıcı demektir. Sattığı ürünü satmak için sözleşmesi olan, yetkisi olan satıcı demektir.

Biat kelimesi Kur’an’da da (Fetih 48/10 – Mümtehine 60/12) değişik şekillerde yer almıştır. Ayetlerde kelimenin kullanılış anlamı ise doğrudan (Hz. Muhammed’in) yöneticiliğini kabul etme, bunun için söz verme anlamındadır. İslam tarihinde önemli yeri olan Akabe Biatleri (Hicretten önce Mekke’de 621/622’de) ve Rıdvan Biati (Hicretten sonra Medine’de 628’de)’de  Hz. Muhammed’e yapılmıştır. Hz. Muhammed’e yapılan biatlerin doğrudan siyasi içeriği olan olmayan tarafları var iken ondan sonra dört halifeye yapılan biatler doğrudan siyasi bir içeriğe sahip olmuştur.

Sosyopolitik anlamı ile biat tümüyle yöneten ve yönetilen arasında (akit) bir sözleşmedir. Bu yüzden sözleşmenin taraflarında bir takım şartlar aranmıştır: Bir defa biat edilecek kişinin; Müslüman olması, adaletli olması, beden ve ruh sağlığının yerinde olması, içtihat derecesinde ilmi yeterliliğe sahip, erkek olması genel kabul görmüştür. Biat edilecek kişi de bu şartlar aranırken biat edecek kişide de bazı şartlar aranmıştır: Müslüman olmak, hür olmak ve temyiz yeteneğine sahip olmak da herkesçe kabul edilmiştir.

Görüldüğü gibi biat alabilmenin şartları olduğu gibi biat edebilmenin de şartları vardır. Bir yöneticiye bir kez biat edildiğinde, bir daha onun geri alınamaz olduğu, ömür boyu bit etmiş olmanın devam ettiği kanaatinin ise hiçbir mesnedi kaynağı olmadığı gibi biat etme şartlarına da aykırıdır. Çünkü Müslüman, özgür ve temyiz yeteneğine sahip olan birisinin, biat ettiği kimsenin, biat edilme şartlarını kaybetmesi halinde o biatin yok sayılması hem temyiz hem de aklın gereğidir. Hiçbir kayda bağlı olmaksızın ömür boyu sürecek bir biatin Hz. Muhammed ve Dört halife döneminin uygulamaları ile Kur2an’daki ilgili ayetlerle açıklanması mümkün değildir.

İslam Tarihi’ne yönelik eleştirilerin odağını biat kavramı oluşturmaktadır. Bu kavram ile “halkın yöneticilere kayıtsız şartsız itaatin öngörüldüğü” fikri sabiti sıkça tekrarlanmaktadır. Bu iddianın hiçbir mesnedi yoktur. Çünkü halkın kayıtsız şartsız itaate çağrılması İslami ilkelere uymayacağı gibi, insan aklıyla vicdanıyla da bağdaştırılması son derece zordur. Biat edilecek, yönetici yahut tarihte bilinen karşılığı ile halife yapılacak bir şahsın Müslüman ve adaletli olmasının bir şart olarak öngörülmesi, onun yönetim yetkisinin, tasarruflarının kayda bağlanmasından başka bir şey değildir. Yönetici ancak bu kayda bağlı kaldığı sürece, aldığı kararlar itaat edilme özelliği taşıyabilir.

Pek çok kuralın, ilkenin tarihte yanlış kullanıldığı, istismar edildiği örnekleri bulunabilir. Bu örneklerden dolayı doğrudan o kuralın veya ilkenin yanlış olduğu ileri sürülemez. Demokrasinin temel şartı seçimdir. Buna karşılık tek kişi yönetimlerinde yapılan göstermelik seçimler, doğrudan seçim kavramı ile bağdaştırılamaz. Çünkü farklı şahısların aday olmalarına kendilerini tanıtmalarına izin verilmediği gibi, halkında oy vermeme hakkı kabul edilmez. Böyle seçimlerde halkın diktatörü (tağutu) yüzde yüze yakın bir çoğunlukla seçtiği ilan edilir. Ancak hiç kimse aksini iddia etme ve ispatlama hakkına sahip olamaz. İşte bu örneklerden yola çıkılarak seçimin gereksizliği nasıl savunulabilir? Yahut ta seçimlerin aslında diktatörlere hizmet ettiği iddiası inandırıcı olabilir mi?

Seçim örneğinde olduğu İslam tarihinden sayılan Dört Halife döneminden(632-661) sonraki uygulamaların, bütün tarihi malumatın “biat kültürü” diye isimlendirilmesi gerçeği açıklamaya yetebilir mi? Kur’an ayetlerinde, Hz. Muhammed’in sözlerinde yer verilen biat kavramının yanlışlığı, yetersizliği veya tarihte ki uygulamaların bahanesi olduğu iddia edilebilir mi? Bazı çevrelerin iddiasına bakılırsa, biat kavramı, uygulaması zamanla bir kültüre dönüşmüş, halk kayıtsız, şartsız itaat eder hale gelmiştir. Bu yüzden de asıl sorumlu bu kültürdür ve buna kaynaklık eden biat kavramıdır.

Bu iddiayı sıkça tekrar edenlerden birisi olan Mehmet Altan, “Biat sisteminin panzehiri AB sürecidir” (6 Ocak 2012, Star Gazetesi) demektedir. Türkiye’de çok uzak bir tarihi geçmişten beri zaten “biat” kavramının işaret ettiği değerler, ayıplı, suçlu ve kusurlu sayılmaktadır. Buna rağmen böyle bir dönemin “biat sistemi” diye adlandırılması iyi niyetle, objektif bilgiyle açıklanması mümkün müdür?

Batılı değerlerin ilerlemeyi, gelişmeyi ve insanın mutluluğu sonucunu doğurduğu buna karşılık İslami değerlerin ise zulüm, gerilik, fakirlik getirdiği iddiası yeni değildir ve 19. yüzyıldan kalma sömürgeci anlayışıdır. Hatırlanmalıdır ki Ernest Renan’ın(ö.1892) iddiası aşağı yukarı böyledir. Yaklaşık 150 yıl sonra M. Altan aynı iddiaları tekrarlamaktadır. Öne sürdüğü iddialardan birisi de hayli düşündürücüdür; yer yüzünde Müslümanlar nüfusun dörtte birini oluşturdukları halde, dünyada üretimin ancak % 10’u Müslümanlar tarafından yapılmaktadır. Bunun sorumlusu da “biat sistemi” olarak görülmüştür.

M. Altan Marksist bir geçmişten geldiği için her şeyi üretim tüketim oranları ile açıklamaya eğilimlidir. Onun bu örneği esas alındığında dünyada en iyi durumda olan ülkelerin başında belki Çin Halk Cumhuriyeti gelmektedir. Çünkü Çin’de aşağı yukarı dünya nüfusunun dörtte biri kadardır. Dünyada en fazla üretim yapan, büyüme oranı en yüksek olan bir ülkedir. Çinin İslami değerlerle, İslami bir geçmişle de ilgisi yoktur. Buna rağmen Çin hala tek parti yönetimi altındadır. Çin’de bir işçinin ortalama aylık geliri 30-40 dolar (60-80 TL arası) düzeyindedir. Çin’de halkın asla muhalefet edebilme hakkı yoktur. Çin Komünist Partisi tarafından belirlenen ilkelere sadakat her Çinlinin 30-40 Dolar ile yaşayabilmesinin tek güvencesidir. İslam ülkesi olarak bilinenlerin büyük çoğunluğundaki işçi ücretleri Çin’deki bu rakamdan çok yüksek olduğu gibi toplumsal hak ve özgürlüklerde daha yüksek seviyededir.

Elbette bu örnek İslam dünyasının iyi bir yerde olduğunu göstermez. Ancak üretim oranının yüksek olmasının her derde deva olmadığını, üretim azlığının, bireysel hak ve özgürlüklerin de “biat sistemi” ile açıklanmasının doğru olmadığını eski, köhnemiş bir önyargının tekrarı olduğu açıktır.

Mehmet Altan sömürgecilerin görüşlerini savunmaktadır. Nerede? Yeşil sermaye olarak bilinen, yandaş medya (AKP taraftarı) olarak bilinen bir yerde, sömürgecilerin görüşlerini savunmaktadır. Sadece sömürgecilerin görüşlerini savunsaydı, kendisinin kişisel tercihi ve takıntısı olarak görülebilirdi. Ancak Altan üretim ve tüketim oranları, yüzdeleri gibi verilerden yola çıkarak kendince İslami değerlerin bu kötü sonucu doğurduğunu iddia etmektedir. Görüşlerinde bir yenilik olmadığı gibi kendisine aidiyeti de şüphelidir.

Değişen tek şey Altangillerin bu görüşlerini İslami çevrelere karşı pazarlamasında bir tepki görmemeleri aksine daha çok alkış almaları ve daha çok kazanmalarıdır. Müslümanların kendilerini aşağılayanları takdir ettikleri tarihte görülmüş bir hal değildir. Ernest Renan, Namık Kemal’den Cemaleddin Afgani’ye kadar pek çok Müslüman’ın eleştirisine uğrarken, Altangilleri Müslümanlar alkışlamaya devam etmektedirler.

Oysa AB’yi kurtuluş kapısı görenler hatırlamalıdır ki, Türkiye’de tek parti, tek adam yönetimi, Avrupa taklit edilerek kurulmuştur. Avrupa’nın taklidiyle ortaya çıkan bir eserin sorumluluğunun “biat sistemine” yıkılması, ya bilgisizlik yani cehalet, ya kötü niyet ya da ikisi birden olmalıdır. Altangiller bu üç seçenekten hangisine uymaktadır?

 

SEÇİLMİŞ KAYNAKÇA

Abdülkadir Udeh, İslam ve Siyasi Durumumuz, Pınar Yayınevi, İstanbul, Tarihsiz.

Alev Erkilet Başar, Ortadoğu’da Modernleşme ve İslami Hareketler, Yöneliş Yayınları, İstanbul, 2000.

Cengiz Kaller, Biat, TDV İslam Ansiklopedisi, C.6, İstanbul, 1992, s.120.

Ebu’l-Ala Mevdudi, Kur’an’ın Ekonomik ve Politik Öğretisi, İslam Düşüncesi Tarihi, Çeviren: Fatma Bostan, C.1, İnsan Yayınları, İstanbul, 1990, s.211.

Niyazi Berkes, Türkiye’de Çağdaşlaşma, YK Yayınları, İstanbul, 2002.

Okunma Sayısı: 145
Kategori: Selami Saygın

Yazarın Diğer Yazıları

Kadının Yeri Ne Oldu?

İnsan cinsinin yarısı kadınlardan oluşmaktadır. Sırf bu yüzden olsa bile eski çağlardan beri, kadının toplum...

Kerbela Faciası

Kerbela Faciası, bir tarih olayına indirgendiği için mi yeterince anlaşılamamaktadır? Belki bu yüzden...

İç Savaşın Başlaması

Beraberliğin yürümediği durumlarda ayrılık bir çare, bir çözüm olarak görülebilir. Ancak ayrılıkta çoğu kere yeni...

Kalpak

Kalpak’ın siyasi bir kavga aracı olacağını muhtemelen hiç kimse tahmin edememiştir. Onun bir siyasi ideolojinin...

AB Bakanlığı Ne İş Yapar?

Her yıl AB tarafından görevlendirilen birisi Türkiye’deki uygulamaların AB kriterlerine ne ölçüde uyum sağladığına dair...