Kendisini görmekten, kendisiyle yüzleşmekten korkan insanların olduğu bu hayatta, birçoğu gerçekliği hiç yaşayamayacaklarının farkında bile değil.
Çünkü hakikat cesaret ister.
İnsan, kendi içindeki karanlığa bakabilecek kadar cesursa aydınlığı bulabilir. Kendi eksiklerini görebilecek kadar dürüstse tamamlanabilir. Kendi yalanlarını fark edebilecek kadar güçlü ise özgürleşebilir.
Ama çoğu insan gerçeği aramaz; gerçeğin kendisine dokunmasından korkar.
Bu yüzden sürekli dışarıya bakar. Suçu başkalarında arar. Mutluluğu başkalarında arar. Eksiklerini başkalarının hatalarıyla örtmeye çalışır.
Oysa kaçtığı her şey, kendi içinde yaşamaya devam eder.
Görmezden gelinen korkular büyür. Susturulan duygular derinleşir. Ertelenen yüzleşmeler ağırlaşır.
Ve insan zamanla kendi kurduğu yanılsamanın içinde yaşamaya başlar.
En acısı da budur.
Çünkü kendinden kaçan insan, kaçtığını sanırken aslında kendini kaybetmektedir.
Bir ömür boyunca aynalara bakıp kendini hiç göremeden yaşamak… Kendi ruhunun kapısından hiç içeri girememek… Kendi gerçeğine yabancı kalmak…
İşte insanın yaşayabileceği en büyük yoksunluk budur.
Hakikat bazen can yakar. Bazen yıkar. Bazen insanın kendisi hakkında inandığı her şeyi yerle bir eder.
Ama ardından yeniden inşa eder.
Yalanlar ise yıkmaz görünür; ama insanı sessizce tüketir.
Bu yüzden herkes yaşadığını sanır, ama herkes gerçekten yaşamaz.
Çünkü gerçek yaşam, nefes almakla değil; kendini tanımakla başlar.
Ve insanın kendisine sorabileceği en büyük soru şudur:
“Ben gerçekten kimim?”
Bu sorudan korkanlar, ömür boyu kendilerinden uzak yaşarlar.
Bu sorunun peşinden gidenler ise, acı da olsa, yalnız da kalsalar, yıkılsalar da…
Sonunda hakikate ulaşırlar.
Çünkü insanın ulaşabileceği en büyük gerçek, dünyanın değil, kendisinin hakikatidir.













