Bazen aradığın cevaplar aklında değil, susturduğun kalbin derinliklerinde saklıdır.
Çünkü akıl, inanmak istediğine delil arar.
Kalp ise gördüğünü unutmaz.
Sen ne kadar inkâr edersen et, içinde bir yer vardır; hiçbir bahaneye teslim olmayan.
Orası bilir.
Kimin yanında kendin olmadığını bilir.
Hangi sözün içinde kaldığını bilir.
Hangi sessizliğin seni yaraladığını bilir.
Hangi kapının artık sana ait olmadığını bilir.
Neyi özlediğini…
Neyden vazgeçtiğini…
Ve en önemlisi, kendinden ne kadar uzaklaştığını bilir.
Sen ise susarsın.
Çünkü bazı gerçekleri bilmek kolaydır, kabul etmek ağır.
İnsan çoğu zaman cevabı bulamadığı için değil, bulduğu cevabın hayatını değiştireceğini bildiği için aramaya devam eder.
Bir ihtimali gerçeğin önüne koyar.
Bir anıyı bugünün yerine koyar.
Bir umudu, çoktan tükenmiş bir şeyin üzerine örter.
Sonra kendine “Belki…” diye başlayan cümleler kurar.
Belki düzelir.
Belki değişir.
Belki anlar.
Belki geri döner.
Belki bu kez farklı olur.
Ama kalbin bilir.
Bazı “belkiler,” gerçeği ertelemek için kurulmuş en güzel yalanlardır.
Ve insan, kendine söylediği yalanlara bir süre sonra inanmayı öğrenir.
Ta ki bir gün…
Hiç beklemediği bir anda, küçücük bir cümle, bir bakış, bir sessizlik ya da tek bir his bütün kurduğu düzeni yerinden oynatana kadar.
İşte o an anlarsın.
Aslında cevap hep oradaymış.
Sen sadece duymamak için kendini gürültüye vermişsin.
Herkesi dinlemişsin.
Kendini değil.
Başkalarının ne düşündüğünü önemsemişsin.
Kendi içinde ne olduğunu unutmuşsun.
Herkesi anlamaya çalışırken, kendi kırgınlıklarını susturmuşsun.
Herkese güçlü görünürken, içindeki yorgunluğu kimseye göstermemişsin.
Ve sonra bir gün kalbin yorulmuş.
Artık susmamış.
Çünkü insanın içinde susturulan hiçbir gerçek sonsuza kadar sessiz kalmaz.
Bir yerde çatlak oluşturur.
Bir yerde kendini belli eder.
Bir yerde uykunu böler.
Bir yerde gözlerini uzaklara diker.
Bir yerde hiçbir sebep yokken içine ağır bir sessizlik çöker.
İşte o sessizlik boşluk değildir.
Orada sana anlatılmaya çalışılan bir şey vardır.
Belki gitmen gereken bir yer.
Belki bırakman gereken bir yük.
Belki yüzleşmen gereken bir gerçek.
Belki de uzun zamandır başkalarının arasında kaybettiğin kendin.
Bu yüzden bazen cevap aramayı bırak.
Soruların peşinden koşmayı bırak.
Herkesten bir işaret beklemeyi bırak.
Bir an dur.
İçindeki sesi dinle.
Çünkü senin en dürüst tarafın, kimseye anlatamadığın yerde yaşar.
Ve belki de hayatındaki en büyük dönüşüm, yeni bir cevap bulduğunda değil;
kendinden sakladığın cevabı artık inkâr etmediğinde başlayacak.
Çünkü bazı gerçekler insanı yıkmak için gelmez.
Uyandırmak için gelir.
Ve uyandığında anlarsın:
Aradığın şey hiçbir zaman senden uzakta değildi.
Sen yalnızca kendi kalbinin kapısında, yıllarca kendini beklettin.















