Karadeniz…
Bir coğrafyadan fazlası.
Bir ruh hali.
Bir direnç biçimi.
Dalgalar sert.
Rüzgâr keskin.
Yağmur inatçı.
Doğa kolay değil.
Hiç olmadı.
Toprak eğimli.
Yol yokuş.
Gökyüzü çoğu zaman gri.
Ama hayat durmaz.
İnsan durmaz.
Çünkü burada yaşamak,
alışmak değil,
alıştırmaktır kendini hayata.
Emek burada bir seçim değil.
Bir zorunluluk da değil.
Bir karakterdir.
Sabah erken başlar.
Gün uzun sürer.
Yorgunluk konuşulmaz.
Eller nasırlı olabilir.
Ama o eller üretir.
O eller paylaşır.
Sözler kısa.
Bakışlar derin.
Duygular saklanmaz.
Ama gösterilmez de öyle herkes gibi.
İçten yaşanır.
Sevgi gürültülü değildir.
Sessizdir.
Ama sarsılmazdır.
Bir kapı çalındığında
yabancılık uzun sürmez.
Sofra büyür.
Gönül genişler.
Paylaşmak doğal gelir.
Çünkü yalnızlık bu coğrafyaya yakışmaz.
Doğa neyse,
insan da odur.
Bazen hırçın.
Bazen durgun.
Ama hep gerçek.
Sahteye yer yoktur.
Abartıya gerek yoktur.
Yaşamak nettir.
Sevmek nettir.
Durmak nettir.
Ve doğa…
Her şeyin öğretmeni.
Dağlar sabrı anlatır.
Yağmur sürekliliği.
Deniz gücü.
Yeşilin bin tonu
umudu diri tutar.
Sis, saklamaz.
Hatırlatır.
Görmeden de hissedilebileceğini.
Karadeniz…
Zorluğun güzelliğe dönüştüğü yer.
Gürültünün içinden çıkan sükûnet.
Hırçınlığın içindeki merhamet.
Ve en önemlisi…
İnsanın,
insan kalabildiği yer.















