Aşk, eksiklerin tamamlanması değildir.
Aşk, tamam olanların birbirini tanımasıdır.
Ama biz…
hep yarımken sevdik.
Birinin bizi tamamlamasını bekledik.
Birinin boşluklarımızı doldurmasını…
Birinin yaralarımızı sarmasını…
Ve fark etmeden,
kendimizi başkasının sorumluluğuna bıraktık.
Oysa gerçek aşk…
birine tutunmak değil,
yan yana yürüyebilmektir.
Aşk, birinin içinde kaybolmak değil…
kendi varlığını yanında taşıyabilmektir.
Kendilik cesareti olmadan
aşk sadece bağımlılıktır.
Çünkü kendini bilmeyen insan,
sevgiyi de yanlış yerde arar.
Sevgi sandığı şey, çoğu zaman eksikliğini örtme çabasıdır.
Ve bir gün anlarsın:
Sevdiğin kişi seni kurtarmaya gelmedi.
Sen kendini kurtarmadan
hiç kimse seni sevemez.
İşte o an…
ilk defa gerçekten seversin.
Çünkü artık eksik değil,
kendinsindir.
Ve gerçek aşk başlar:
iki yarımın değil…
iki tamamlanmış ruhun karşılaşmasıyla.















